Yazarlar

Kul Himmet Üstadım
Kul Himmet Üstadım
31 Eser
Kul Himmet Üstadım. Bazı Halk Ozanlarının mahlas benzerliği nedeniyle şiirlerinin birbirine karıştırıldığı ve yapılan yanlışlıkların ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın yine de tam olarak düzeltilemediği bilinmektedir. Bu karışıklıkların önemli bir bölümü mahlasların birbirine tam benzemesinden kaynaklanmaktadır. Hangi şiirin hangi Halk Ozanına ait olduğuna ilişkin çalışmalarsa kimileri tarafından göz ardı edilmekte, bir nevi yanlışlıklarda ısrar edilmektedir. Kul Himmet Üstadım da bu şekilde olan Ozanlarımızdan biridir. Asıl adı İbrahim olan Kul Himmet Üstadım ile Tokatlı Kul Himmet Dede ’nin şiirleri bir birlerine karıştırılmış her iki ozanın şiirlerindeki konuları ve üslupları da bir birlerine çok benzediği için şiirleri ayırt etmekte de çok güçlük çekilmiştir. Tokatlı Kul Himmet Dede , 16. Yy da yaşamış olan ve Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Varzıl (yeni adıyla Görümlü) köyünden olup mezarı da oradadır. Soyundan gelenler de aynı köyde yaşamaktadırlar. Şimdiye dek ancak 15-20 kadar nefesi yayınlanmış, yaşantısı üzerine bilgi verilmemiştir. “ [..........
Kul Hüseyin Suluovalı
Kul Hüseyin Suluovalı
13 Eser
Kul Hüseyin 1800-1885 Suluova’ 1800-1885 Suluova’ nın Kazanlı köyünde doğdu. Doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir. Çok küçük yaşındayken babası ölmüş Kul Hüseyin köylüler tarafından büyütülmüş, tahsil de görmemiştir. [1] Edebiyatımızda kul Hüseyin adı ile bilinen birkaç tane âşık vardır. Bu farklı Kul Hüseyinler doğum yerleri ile bir birlerinden ayrılırlar. Babasının adı Veli, anasının adı Fadime’dir. [2] Küçük yaşta köyünden ayrılıp Merzifon ve Gümüşhacıköy yörelerinde çobanlık yapmış, bu arada halk ozanlığına merak sararak âşıklık geleneğini öğrenmeye başlamıştır. Yörenin meşhur aşığı Hızır Sersem Baba ile tanışıp kendisine bağlanmış ve Gümüşhacıköy’ün Keçiköy köyüne yerleşerek âşıklık yolunda tanınmaya başlamıştır. Rivayete göre “Hayvanları otlatırken yanına gelen Sersem Hızır Baba’ya intisap edip eğitimini onun yanında alır. Dana kuyruğunun kıllarından yapmış olduğu kemane ile deyişler, türküler okur “ [3] Onun hayatı hakkında oluşan bir menkıbeye göre “Kul Hüseyin’in yanına gelen Sersem Hızır Baba, Kul Hüseyin’i tabakasını alması için Hayrettin Köyüne gönderir. Hayvanlarını düşünen Kul Hüseyin’e Hızır Baba “Korkma ben hallederim” der. Kul Hüseyin Baba’nın tabakasını koşarak alıp gelir. Hayvanların yanına geldiğinde bir de bakar ki, Hızır Baba koyunları etrafına toplamış ve onlarla sohbet ediyor… Bunun üzerine Kul Hüseyin hemen Sersem Hızır Baba’ya intisap eder. “ [4]..................
Kul Mehmet
Kul Mehmet
8 Eser
KUL MEHMET yy. şairlerinden hayatı hakkında elle tutulur bilgiler edinebildiğimiz yegâne halk ozanıdır. Kul Mehmet, I. Ahmet devri vezirlerden Üveys Paşa’nın oğludur. Aydın bölgesinde Güzelhisar Kasabasında doğmuş ve yetişmiştir. Bizim illerimiz Aydın illeri Çifte çifte bülbüllüdür dalları Dizeleri ile Aydınlı olduğunu kendisi de belirtir. Kul Mehmet’in maliye işlerine bakan yüksek bir memuriyet de elde ettiği paşa ve vezir rütbelerine de ulaştığı, Aydın yöresinde nüfuzlu bir insan olduğu bilinmektedir. Kul Mehmet’in asıl adının Mehmet olduğu Aydın’da vergi toplama memuru olarak görev yaparken Mehmet Paşa olarak tanındığı şiirlerinde ise Kul Mehmet adını kullandığı elimize ulaşan bilgiler arasındadır. 1604 yılında meydana gelen Celali isyanlarında paşa olduğu ve Aydın civarındaki isyanı batırmakla görevlendirildiği anlaşılır. Fakat 1605 yılındaki yazışmalarda kendisi yerine kethüdasına hitap edilmesi onun 1605 yılında ölmüş olabileceğini göstermektedir. Kul Mehmet hakkında ilk bilgilere Mehmet Fuat Köprülü ulaşmış, onun şiirlerini ilk kez Köprülü yayınlamıştır. Kul Mehmet hakkında bu gün için elimizde bulunan bilgilerin pek çoğu da Köprülü’nün tespitlerinden oluşmaktadır. Vasfi Mahir Kocatürk’te ondan "Türk Edebiyatı Tarihi" adlı eserinde söz etmiş ve onun “Üveys Paşa’nın oğlu, Aydın Güzelhisarlı, maliye işleri ile uğraşan nüfuzlu bir paşa ve vezir “...............
Kul Mesud
Kul Mesud
2 Eser
Hayatı hakkında yeterli bilgi olmadığı gibi tezkirelerde de adına rastlanmamıştır. XIV. yüzyılın birinci yarısında yaşadığı kaydedilen Kul Mesud, 1334-1337 yılları arasında hüküm süren Aydın Emîri Umur Bey'in isteği üzerine ve onun adına Kelîle ve Dimne'yi Farsçadan Türkçe ‘ye tercüme etmiştir. Tercüme, Umur Bey'in babası Mehmed Bey (ö. 734/1334) henüz hayatta iken gerçekleştirilmiş olmalıdır. Kendini Kul Mesud olarak tanıtan mütercimin başka bir eseri bilinmemektedir. Johannes H. Mordtmann, bu tercümeden yaklaşık yirmi yıl sonra yine Farsçadan Türkçeye çevrilmiş olan SÜHEYL Ü NEVBAHAR ’ın mütercimi HOCA MESUD 'un Kul Mesud ile aynı kişi olabileceğini ileri sürmüşse de Kilisli Rifat ve M. Fuad Köprülü. [1]Ancak konu üzerinde doktora çalışması yapan Zehra Toska, her iki Mesud'un eserlerinden ve bu eserler üzerinde yapılan çalışmalardan hareketle Kul Mesud ile Hoca Mesud'un aynı kişi olabileceğini belirtmiştir. [2] Hayatı hakkında hemen hiç bir bilgiye sahip olmadığımız Kul Mesut ile Süheyl-ü Nevbahar'ın yazarı olan Hoca Mesut'un aynı kişiler olamayacağı Süheyl Ünver tarafından hemen hemen kesinleştirilmiş bulunmaktadır. Kul Mesut'un hayatı hakkında hemen hemen hiç bir bilgi bulunmasa bile yaptığı Kellie ve Dimne çevirisi ile edebiyatımıza adını yazdırmıştır. Bu önemli e..............
Kutb ve Hüsrev ü Şirin
Kutb ve Hüsrev ü Şirin
1 Eser
Kutb, Harezm sahası dışında Altınorda sahasında yetişmiş olan doğumu ölümü ve hayatı hakkında hemn pek bir şey bilmediğimiz bir şairimizdir. Hayatı hakkında tüm bildiklerimiz 14 yy da yaşamış olduğu ve Nizami'nin aynı adlı eserini Türkçeye tercüme etmiş olmasından ibarettir. Altınordu hanlığı devletinin resmi dili olarak Türkçeyi kabul etmiş eserlerini de Türkçe olarak verdirtmiş bir devlettir. Altınordu devletinin fermanları, sikkeleri, emirnameleri hep Türkçe olarak yazılmış resmi alfabe olarak da Uygur alfabesi kullanılmıştır. [1] Edebiyat tarihçilerimiz bu devletin kullandığı dil hakkında görüş belirten âlimlerin çoğu eserin Harezm sahasına dâhil olduğu, Hakaniye Türkçesi ile Maveraünnehr’de yazıldığı görüş içindedir. Bu sahada devlet dili ve edebiyatı Harezm sahası olarak adlandırmıştır. Kısaca eserin ele geçen nüshası Mısır’da yazılmasına rağmen eserin dili i Uygurca-Kıpçakça olarak kabul...............
Kuzgun Çetin Acar
Kuzgun Çetin Acar
1 Eser
Abdülahet Kuzgun Çetin Acar (d. 28 Şubat 1928, İstanbul - ö. 3 Şubat 1976, İstanbul), "Yaptığım her yontuda mutlaka bir çığlık vardır." Kuzgun Acar Kuzgun Acar'ın annesi, Habeşistan kökenli ve zenci bir kadın olan Ayşe Zehra Hanım ile Nazmi Acar Bey'in oğlu olarak 28 Şubat 1928 günü İstanbul’da dünyaya geldi.[1] Yoksul bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdi. Bu sırada da çeşitli işlerde çalışmıştı. Sultanhahmet Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra 1948’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi heykel bölümüne girdi, Rudolf Belling’in öğrencisi oldu. Daha sonra Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu’nun atölyesine geçerek öğrenimini onların yanında tamamladı. [2] Hadi Bara'nın etkisiyle soyut heykeller üzerinde çalışmalara başlayan sanatçı meslek hayatında önemli bir konu olan demir ve metal malzemelerden heykel yapma düşüncesine gemi atölyelerinde sökülen metal parçalarla tanışarak girmeye başlamıştı. Kuzgun Acar bu yıllarda yeni malzeme arayışlarına girmiş, gemi söküm atölyelerinde demir malzeme ile tanışmış, ustalardan işleme tekniklerini ve kaynakçılığı öğrenmişti.[3]Bu esnalarda aldığı bu birikimler onun heykelciliğinde farklı bir ufuk açacaktı..............
Kütahyalı Arifi
Kütahyalı Arifi
1 Eser
Kütahyalı Arifi – Aşık ( 1815-1896) Pesendi ile birlikte Kütahya’nın yetiştirdiği en önemli halk ozanlarından biridir. Sezai Pazaracıklıoğlu’na göre 1815 yılında Kütahya’nın Saray mahallesinde doğmuştur. [1] Bazı kaynaklar doğum tarihini 1780 olarak veriyor olsa da 1896 yılında 116 yaşında iken ölmesi çok zor ihtimal olduğundan doğum tarihinin 1815 olması daha akla yatkın gelmektedir. [2] Kaynaklar, babasının Abdullah Efendi adındaki çalışkan ve orta halli bir çiftçi olduğun da hemfikirdir. Dedesi ise Eskişehir Kurşunlu Medresesinde müderrislik yapmış olan Hacı Ali Bey olarak belirtilir. Dedesinin bir müderris olması sebebi ile iyi bir eğitim aldığı da söylenebilir. Bazı kaynaklar onun zamanına göre iyi bir eğitim aldığını yazmaktadır. Hatta adının da bilen bilgili olan anlamına gelmesi, küçük yaşlardan itibaren iyi bir eğitim almış olduğun dolayı gençlik yıllarında mahallesindeki kadınların onun “Arif oğlan” diye çağırdıkları ve ismin de buradan geldiğine dair işaretler de vardır.
Lami Çelebi Bursalı
Lami Çelebi Bursalı
3 Eser
LAMİ Lâmi’i, (1472-1532): XV. yüzyılın sonları ile XVI. yüzyılın birinci yarısında yaşamış, Divan edebiyatının tanınmış yazarlarındandır. Asıl adı Mahmud’tur. 1472 yılında Bursa’da doğmuş, II. Bayezıd’ın hazine defterdarı Osman Çelebi’nin oğludur. Annesi ise ünlü Nakkaş Ali’nin torunu Dilşad Hatun’dur. Adı, kaynaklarda Mahmûd bin Osman bin Nakkaş Ali bin İlyas olarak geçer. Mollâ Câmî'nin Nefehâtü'l-Üns ve Şevâhidü'n-Nübüvve adındaki iki eserini tercüme ettiğinden, kendisine "Câmî-i Rûm" ünvanı verilmiştir.[1] Ailesi Bursa’nın ileri gelenlerindendir. Dedesi Ali Pasa, Timur tarafından genç yaşta Semerkand’a götürülür ve orada nakkaşlık öğrenir. Bursa’ya döndüğünde bu sanatını sürdürür ve basta Yesil Câmî olmak üzere birçok câmî ve mescitlerin süslemelerini yapar. [2]Bursalı olması yüzünden bazı kaynaklar Bursalı Lami'i Çelebi diye söz ederler. Eğitimli bir aileden gelen Lami, Molla Ahaveyn ve Molla Çelebi Hasanzâde’den dersler almıştır. Eserlerinden iyi bir medrese tahsili gördüğü anlaşılmaktadır. Lâmi’i’nin yapıtlarından Muradiye medresesine gittiği, “sarf ve nahiv” den “aruz ve kafiye” ye kadar çeşitli bilgileri, seriat bilimlerini iyice öğrendiği, dönemin iki önemli dili Arapça ve Farsçayı çok iyi bildiği anlaşılmaktadır. [3]Ömrünü Bursa'da geçirmiş olan Lami'i, Naksibendi tarîkati seyhlerinden “Emir Sultan” diye tanınan Seyyid Ahmed Buharî’ye büyük hürmet ve hayranlık duyarak Nakşibendî tarikatına girmiştir. Nakşibendî tarikatına mensup olan şair, Molla Ahaveyn ve Fenari’den ders, Emir Buhari’den ise el almıştır. Hem edebiyat hem de ilahiyat bilimini alarak. Nakşibendî Seyyit Ahmet Buhari’ye bağlanan Lamii Çelebi, Bursa’da Nakşibendî tarikatına şeyh olmuştur. [4]Genç yaşlarda evlendiği eşinin isminin Huma Hatun olduğu Abdullah, Ahmet Çelebi ve Mehmet Çelebi isminde üç oglu ile Safiye Hatun ismi..........
Latîfî
Latîfî
1 Eser
Latîfî, Kastamonu doğumlu 15. yüzyıl divan edebiyatı şair ve tezkire yazarıdır. Latifi’nin asıl adı Abdüllatif'tir. Öğrenimini tamamladıktan sonra, kâtiplik göreviyle İstanbul, Belgrad, Mısır ve Rodos'ta bulundu. 1582 yılında Mısır'dan Yemen'e giderken bindiği geminin batması sonucu öldü. Latîfî'nin şair Haffî hakkında yazdığı Tezkiretü'ş-Şuara, Şuara Tezkireleri nesir türünün divan edebiyatındaki en gözde örneklerinden birisidir. Latifi’nin tezkiresi ’e ait olan HEŞT BEHİŞT, Ahdi'nin Gülşen-üş Şuara isimli tezkireleri ile birlikte en ünlü tezkiredir. [1] 1.asır dîvân şâiri ve tezkire yazarı. Asıl adı Abdüllatîftir. 1491 yılında Kastamonu’da doğdu. Hatipzâdeler adı verilen bir aileye mensuptur. Dedesi..........
Lebîb Hüseyin Kara Vaiz
Lebîb Hüseyin Kara Vaiz
14 Eser
Lebîb ( d. 1695 Diyarbakır, Ö. 1768-69 ) 1695 yılında Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Hüseyin Abdulgafûr’dur. Diyarbakırlı olduğundan Lebîb-i Âmidi, yirmi yıla yakın bir süre Diyarbakır’da müftülük yapmış olduğundan Kara Vâiz olarak da bilinir.[1] Türk edebiyatında Lebib adlı çok sayıda şair tespit edilmiştir. Diyarbakırlı olan Hüseyin Abdulgafûr Lebîb bu şairler arasında en tanınmış olanlarındandır. Sultan Ahmed devrinde İstanbul’a gelerek ilimle meşgul olduğu da bilinen Lebîb’in ama olduğu kalabalık bir aileye sahip olduğu, hayatı boyunca geçim darlığı çektiği anlaşılmaktadır. Müftülük yaptığına göre iyi bir tahsil yaptığı tahmin edilmektedir. Şiirlerinde Diyarbakır’da meydana gelen kimi olaylara da yer vermiş, şiirlerinde dini konulara değinmiştir...............
Leskofçalı Galip
Leskofçalı Galip
9 Eser
19.Yüzyıl Divan Edebiyatı şairlerinden olan şairin asıl adı Mustafa Galip’tir. Leskofçalı Galip, Leskofça’da doğdu ve Leskofcçalı ön adını da bu yüzden almıştır. Üsküp Valisi ismail Paşanın oğludur. Annesi ise Nişli Hafız Paşazade Mahmud Paşa'nın kızı Tulî Hanım'dır. Leskofça’da özel eğitim yoluyla, özel öğretmenlerden ders alarak Arapça ve Farsça öğrendi. Eğitim gördükten sonra babasının sürgün edilmesi ile babası ve ailesiyle Afyon’a gitti. Babasının affedilmesi ile berber ailecek İstanbul’a geldi. Çocukluğu babasının görev yaptığı Afyon ve İstanbul’da geçti. 1849- 1851 yılları arasında Devlet memuru oldu. Bu yıllarda, Mithat Paşanın Tuna valiliği sırasında, Bosna Valisi Veliyettin Paşa’nın idare Meclisi Başkâtipliğinde, daha sonra da Halep mektupçuluğunda bulundu.[1] Bosna’da bulunduğu yıllarda Bosna eşrafından birisinin kızı ile evlendi. Bu evliliğinden Mehmet ve Ayşe adında iki çocuğu dünyaya geldi. 1853-1856 yılları arasında süren Kırım Harbi esansında Deniz Kuvvetleri Kitabetine - Ordu-yu Hümayun Bahriyye Kitabetine- seçilerek Kırım Adasına gitti. Savaştan sonra dönüşünde bu görevinden atıldı. [2]1856 senesinde Van valisi olan babası İsmail Paşa’nın yanında Divan Kâtibi olarak görev yaptı.
Lev Tolstoy
Lev Tolstoy
13 Eser
1828'de aristokrat ve zengin bir ailenin çocuğu olarak Rusya'nın Tula şehrindeki Yasnaya Polyana adlı malikânede doğdu. Babası Kont Nikolai Ilyich Tolstoy (1794–1837) Napolyon’un Rusya seferinde Fransızlara karşı savaşmış bir askerdi. Annesi Prenses Mariya Tolstaya’nın dünyaya gelen dördü erkek beş çocuğundan küçük olanıydı. Ancak daha iki yaşında iken annesini dokuz yaşında iken de babasını kaybetmiş Alexandra Osten-Saken vasileri olmuştu. Bu nedenle küçük kardeşleri ile kendisini halaları ve akrabaları büyüttü. Küçük yaşta yetim kalması onun ruhunda derin acılar bırakacak ileri ki yıllarda ruhsal ve ahlaki krizler ile çalkantılar yaşamasına büyük etken olacaktı. Ergenlik yıllarında Doğu dillerine merak sarmış bu nedenle 1844'te yüksek öğrenim için Kazan Üniversitesi'ne doğu dillerini okumak için gönderilmişti. Ancak bu hevesi çabuk geçmiş, 1847’de okuldan ayrılarak doğum yeri Tula’daki ve Yasnaya Polyana adlı malikâneye dönmüştü.............
Levni
Levni
11 Eser
Levni (18. yüzyıl sonları, Edirne- 1732, İstanbul),Asıl adı Abdülcelil Çelebi olan Levni'ye, Levni, mahlasını başları vermiştir. Levni, mahlasının anlamı, renkli, çeşitli anlamına gelmektedir. Levni Lale Devri'nin en tanınmış minyatürcüsü, sarayın nakkaşbaşı ve şairidir. 17. yüzyılın sonuna doğru Edirne'de doğduğu sanılan Levni'nin asıl adı Abdülcelil Çelebi'dir. Genç yaşta İstanbul'a gelerek Topkapı Sarayı nakkarhanesine çırak olarak girdi. Zamanın ünlü nakkaş ve musikişinaslarından ders gördü. Minyatürün yanı sıra musiki dersleri de aldı. İcazet aldıktan sonra kendini büsbütün resme verdi. Burada Tezhip denen Türk Süsleme Sanatlarını öğrendi ve icazet (başarı ya da izin belgesi) aldı. Diploma aldıktan sonra saray atölyelerinde çalıştı ve hayatının sonuna dek Lale Devri\'nin en önemli ve yetenekli saray nakkaşı oldu. (Levni Ve Matrakçı Nasuh ) II. Mustafa zamanında sarayın baş nakkaşlığına getirildi. III. Ahmet döneminde de bu görevini sürdürdü. Lale Devri'nin insanı olmasından dolayı, Minyatür eserlerinde daha çok eğlence sahnelerini işledi. Şair Vehbi'nin, III. Ahmed'in şehzadelerinin 1720'deki sünnet düğünün anlatan Surname'sini süsleyen minyatürleri Levni'nin en ünlü eserleri arasındadır............
Leyla Gamsız
Leyla Gamsız
0 Eser
LEYLA GAMSIZ SARPTÜRK (1921, İstanbul - 2010, İstanbul) Leyla Gamsız, 1921 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Annesi bir göçmen kızı babası ise tüberküloz üzerine uzmanlaşmış olan bir doktordu. Babasının işi nedeniyle İstanbul’dan ayrılarak Anadolu’yu dolaşmak zorunda kalmışlardı. Gamsız ilköğrenimine yatılı okulda başladı. Ortaokulu Erenköy Kız Lisesi'nde tamamladı. Ortaokul yıllarından sonra Sivas’a taşındılar. Lise'yi ise Sivas’ta Sivas Lise’sinde okudu. Sivas Lisesinde öğrenci iken devrin önemli ressamlarından Eşref Üren de o okulda resim öğretmeniydi. Öğretmenleri onun resim yeteneğini çok erken keşfetmişlerdi, fakat en önemli şansı lisede Eşref Üren'in öğrencisi olmaktı. Üren, bu yetenekli öğrencisini ressam olma yolunda destekledi. Sivas Lisesinden ve Liseyi bitirdiğinde Gamsız, babasıyla birlikte, Güzel Sanatlar Akademisine yazılmak için İstanbul'a döndü. Fakat o tarihlerde Akademi ortaokul mezunlarını kabul ediyordu. Bu yüzden, Leyla Gamsız, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümünde eğitimini sürdürdü. Üniversiteyi bitirir bitirmez de yeniden akademinin yolunu tuttu. Bu kez yüksek resim bölümüne kaydını yaptırdı. Resim, onun için bilinçli bir tercihti. Zorlukla ulaştığı bu alan, onun yaşam biçimine dönüşmüştü....................
Leyla Hanım Bestekar Leyla Saz
Leyla Hanım Bestekar Leyla Saz
7 Eser
Leyla Hanım ( Leyla SAZ ) (1850-1936) İlk kadın bestekârlarımızdan ve divan şairi Leyla Saz Divan edebiyatında iki ünlü Leyla Hanım vardır. İlki 1847 yılında ölmüş olan Divan Şairi Leyla Hanım’dır. İkincisi ise Cumhuriyet döneminde de yaşamış olan daha ziyade besteleri ile tanınmış olan Keçecizade İzzet Molla’nın yeğeni Leyla Saz ‘dır. İstanbul'da doğmuştur. Annesi Nefise Hanım; babası, Osmanlı saray hekimlerinden Hekim İsmail Paşa’dır. Leyla Hanım, ablası ile birlikte yedi yılı sarayda yaşadı ve çocukluğu sarayda geçti. Sarayda Sultan Abdülmecid’in kızlarından Münîre Sultan’ın yanına nedime olarak verildi. [1] Bu sayede harem hayatını yakından tanıdığı gibi ve iyi bir piyano ve resim dersleri de aldı. [2] Sarayda Nikoğos Ağa ve Medeni Aziz Efendi’den Klasik Türk müziği alanında dersler aldı. Bestekârlık yeteneğini ilerletirken piyano öğrenimi de gömüş oldu.[3] Sultan Abdülmecit’in ölümü ve babasının saraydaki görevi bittikten sonra 11 yaşında ik.............
Lütfi Paşa
Lütfi Paşa
1 Eser
Lütfi Paşa Lütfi Paşa’nın Arnavut asıllı olduğunu ve Avlonya taraflarından devşirme olarak saraya getirildiğini ve burada terbiye edildiğini Gelibolulu Ali Mustafa’dan naklederek kaydeden M. Tayyib Gökbilgin, onun ilk saray memuriyetlerini göz önünde tutarak doğum tarihini tespite girişir ve Lütfi Paşa’nın 1488 yılında doğmuş olduğunu iddia eder. [1] Lütfi Paşa’nın hayatı hakkında en detaylı bilgiler kendisinin kaleme aldığı eserlerdir. “Tevârih-i Âli Osman” ve “Âsafnâme” isimli eserlerinde harem-i has’ta tahsil ve terbiye gördüğünü, saray hizmetlerinde bulunduğunu, Adlî II.Bayezıt devrinde, Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Dulkadiroğlu ‘Alâü’d-devle’nin üzerine yürümesi ve ‘Alâü’d-devle’nin dağlara çekilmesi hadisesinden (914/1508) itibaren olayları takip edebilecek yaşa geldiğini belirtmektedir. Yine kendi eserlerinde Yavuz Sultan Selim ’in cülusunda (1512) 50 akçe müteferrikalık ile taşraya çıktığını, daha sonra çaşnigîrbaşılık, kapıcıbaşılık, mîralemlik, Kastamonu Sancakbeyliği, Karaman Beylerbeyliği ve Anadolu Beylerbeyliği görevlerinde bulunduğunu, Kanuni Sultan Süle...............
Lütfullah Sami Akalın
Lütfullah Sami Akalın
1 Eser
Lütfullah Sami Akalın (d. İstanbul 1924).Araştımacı şair ve yazar Ankara Üniversitesi DTCF’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirerek lise öğretmeni olarak Erzurum’da, İstanbul’daki çeşitli liselerde görev yaptı. Necati Bey Eğiitm Enstitüsünde öğretim üyeliği görevinde bulundu. 1955 – 1956 yılları arasında ABD de İllionis Üniversitesin de Engelli Çocukların Eğitimi ve Genel Antropoloji ile ilgili pratik araştırmalara katıldı. [1] 1968 yılında “Dede Korkut Kitabının Folklor Bakımından Değerlendirilmesi” konulu çalışmasıyla doktorasını tamamladı (1968). Doktorasını verdikten sonra Edebiyat Doktoru olarak göreve başladı. 1973 Yılında Tayvan’da düzenlenen “ Dünya Şairler İkinci Kongresine “ katıldı. [2]1982 yılında Boğaziçi Üniversitesi bünyesine dâhil oldu. 1984 yılından itibaren Fen Edebiyat Fakültesinde Yrd. Doç. Olarak göreve başladı. Edebiyat araştırmaları ve çeşitli dillerden çeviriler yaptı.[3]...............................
Magcan Cumabayev
Magcan Cumabayev
6 Eser
Türkistan konulu şiirleri ve Turan fikrini savunduğu için 1938 yılında 45 yaşındayken Stalin’in emriyle Komünistler tarafından kurşuna dizilerek idam edilen büyük Kazak şairi ve Edebiyatçısıdır. 25 Haziran 1893 de Kuzey Kazakistan’ın Bulaev kasabasında dünyaya gelmiştir.[1] Babasının adı Beken Bey'dir. (Ceken Bey). Babası onu bir molla olarak yetiştirmek istemiş, eğitimine çok önem veren babası sayesinde daha dört yaşındayken okumayı ve yazmayı öğrenmiştir. Fakat o babasını dinlemeyecek yeni tedrisatta eğitim veren Çala Medresesine gidecek, henüz 12 yaşındayken Çala Kazak Medresesi’ne devam ederek Çala Medresesini bitirecektir. 1910 yılında Kızıljar şehrinde bulunan medreseyi bitiren Mağjan, bu medresede Arapça, Farsça ve Çağatay Türkçesini öğrenir. [2]Şair, ilk şiir denemelerini Çala Medresesinde öğrenci iken yazmıştır. Yine aynı yıl Ufa’da bulunan Galiya Medresesi’ne başvurur. Bu medresede de Rus Dili ve Edebiyatı eğitimini alır. [3] Aynı yıl tahsiline devam etmek üzere Ufa’ya gitmiş ve burada meşhur Tatar yazar ve edibi Galımjan İbrahimov’un talebesi olmuştur. Ufa’da 10 Ekim 1906 tarihinde açılan ve Ceditçi ekolün temsilcisi olan Medrese-i Âliye-i Dinîye'ye devam eden Magcan Cumabayev bu okulda Kazak Ceditciliği konusundaki fikirlerini pekiştirir. [4] " Başlangıçta dinî düşüncenin yeniden değerlendirilmesi olarak İdil-Ural bölgesinde Abdunnasır Kursavi ve Şahabettin Mercani’nin öncülüğünde gelişen Ceditçilik, sonradan Rusya’da yaşayan Müslüman Türk gruplarda toplumsal reform ve değişim taleplerini yansıtan bir deyim olarak kullanılmaya başlanacaktır. “ (Andican 2003: 25) İsmail Gaspıralı’nın, “dilde, fikirde, iş’te birlik” sloganı ile birlikte Ceditçilik, Panslavizm karşıtı ve Türk dünyasını asgari müştereklerde birleştirmeyi amaçlayan bir akım haline dönüşmüştür" [5] Gaspıralı öncülüğünde gelişen Ceditçilik Kazaklar üzerinde de çok etkili olmuş bu düşüncelerle yetişen M...............
Mahmut Cûda
Mahmut Cûda
1 Eser
Mahmut Celalettin Cûda (d. 1904, Fethiye - ö. 1987) Fethiyeli Türk ressam. 1904 yılında, Antalya'nın Fethiye (Meğri) ilçesinde, Abdullah Fehmi Karamanlı zade Efendi ve Zeliha Mollaoğlu Hanımın çocukları olarak dünyaya gelmiştir. Ailesinin soyadından anlaşılacağı gibi ailesi Konya Karaman kökenlidir. [1]Mahmut Cuda daha üç yaşındayken annesini kaybetmiştir. İlkokul eğitimi için Üsküplü Mahalle Okuluna yazdırıdı. (1910).1912’de babasının hastalanması nedeniyle İstanbul’a dönen aile Cûda’yı Fatih Numune Mektebine yazdırmıştı. Fakat hasta olan babası İstanbul'a gelmelerinden iki yıl sonra vefat etmişti. Kalabalık bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gelen Cuda'nın ailesi Osmanlının savaş ve yıkımlarla dolu son yıllarında Hâ.................
Mahmut Makal
Mahmut Makal
1 Eser
Mahmut Makal (d. 1930, Gülağaç, Aksaray –ö. 10 Ağustos 2018 ),"Köy Edebiyatı" akımını başlatan Türk yazar, şair ve öğretmen. Makal, 1930 yılında Aksaray ilinin Gülağaç ilçesi Demirci Kasabası’nda bir çiftçinin oğlu olarak doğdu. İlköğretimine 23. 03. 1943’te henüz kuruluş aşamasında olan Konya Ereğlisi İvriz Köy Enstitüsüne başladı. [1]İvriz Konya Ereğlisi Köy Enstitüsünü 1947 yılında bitirmişti. [2] İvriz Köy Enstitüsünde okula başladığı yılları kendi kaleminden şu şekilde anlatmaktadır. " Güneşin vurduğu duvar diplerinde ders yapmaya başladık. Okulun bağ-bahçe ve yapı işlerine de karıştık. Derken, Nisanın ilk haftası içinde Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç geldiler. Eğitim seferberliği hızla sürüyordu. Ne Bakan makamında oturuyordu ne de Genel Müdür. Ne Enstitü Müdürünün makam odası vardı ne de öğretmenler odası. Ne de dört duvarlı derslik. Dekroli usulü açık hava okulu iş eğitimiyle sarmaş dolaş sürüyordu. Duvar dibi dersliğimize teftişe gelen Tonguç beni ayağa kaldırıp da soru sorduğunda yalnız akl