Hârâbatı görenler her biri bir haletin söyler
Safasın nakleder rindân u zahid sıkletin söyler.
Ser-agaz eyledikçe bahse bülbül revnak-ı gülden
Bezmde kulkul-i mîna mülin keyfiyyetin söyler.
Tecellî nedesin ehli şikem idrâke kabil mi.
Behişt andıkça zahid eki ü şürbün lezzetin söyler.
Ne zabtı hâkimi şer'i ne hükm-i zabiti aklı
Cünûn iklimini seyr eyleyenler rahatın söyler.
Miyân-ı güf t ü gûda bed-meniş iham eder kubhun
Şecaat arzederken merd-i kıbtî sirkatin söyler.
Muvafıktır yine elbet mizaca şîve-i hikmet
Tabîbin olsa da kizb-i marizin sıhhatin söyler.
Perişan hatırımda nükte-i serbeste-veş kaldı.
Ne kimse hikmetin anlar ne Ragıp illetin söyler.
Günümüz Türkçesiyle:
1-Meyhaneyi görenlerin her biri onun başka bir özelliğini söyler. Rintler safasını ham sofular ise ağır ve sıkıcı olduğunu anlatır.
2-Bülbül gülün renklerinden söz ettikçe şarap şişesinin “lık-lık”ı da mecliste şarabın özelliklerini anlatır.
3-Midesine düşkün olanların tecelli neşesini anlamaları kabil mi? Zahit cenneti andıkça yeme içmenin zevkini söyler.
4-Ne şer’i hâkiminin zabiti, ne akıl zabitinin hükmü! Delilik iklimini seyredenler oranın yalnız rahatını söyler.
5-Kötü huylular dedikodu ile kendi çirkinliklerini ortaya koyarlar. Mert çingene de kahramanlığını anlatırken hırsızlığını anlatır.
6-Hekimliğin usulü mizaca uygun olmalıdır. Hekim yalan söylerse ancak hastaya iyi olduğunu söyler.
7-Perişan hatırımda nükte düğümlenip kaldı. Ne kimse hikmetini anlar, ne de Ragıp sebebini söyler.
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!