Ramazan Ayında Ayyaşlar Keşler Divan Şairleri ve Diba Şalı Hediyesi

Osmanlılar devrinde şairler arasında içki içmek alışkanlığının bir hayli yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Hatta pek çok şairimiz, dervişler ve mutasavvıflar esrar, afyon veya berş macunu müptelası olduğu ortaya çıkar ( Bkz-   Esrar Gubar Divan Şairlerinde Keyif- Berş Macunu Şurubu Berraş Beng ve Şarab Münasebetleri )Buna rağmen şairler ve dervişler dini hükümlere, farzlara, oruç ve ramazana riayet etmek hususlarına da çok dikkat ediyorlardı. “Abdulaziz Bey’e göre  Dersaadet halkının yüzde sekseni afyon kullanıyor, cami ve tekkelere dahi taşıyorlardı.  Öyle ki, bazı Anadolu kentlerinde içine afyon ya da buna benzer maddeler konan ‘berş satışı bir gelir kaynağıydı” [1]

Tiryakiler Keşlerde Ramazan Ayı

Osmanlı döneminde afyona  tiryâk, afyonu kullanana ise tiryâki  deniyordu. Eski devrilerde kenevire, kınnep,  esrara ise beng adını veriyorlardı.  Eski devirlerde esrar ve benge sembol olacak şekilde haşiş, gam, gubar, gubar-ı gam, gamze, gonca, keyif,  keyfiyet,   kabza, toprak, ot gibi sembolik sözler de kullanıyorlardı. [2] Kalenderi ve Bektaşi dervişlerinin pek çoğu afyon, esrar veya içki müptelasıydı. Mevlevi dervişlerinin dahi pek çoğu esrara düşkündü ve üzerlerinde mutlaka, esrar veya afyon kesesi bulunurdu. [3] ( bkz Kalenderilik Felsefesi Fikriyatı ve Yaşama Biçimler )

Kısaca zannedildiğinin aksine Osmanlı devrinde ve özellikle İstanbul’da esrar, afyon, afyon macunu ve içki kullanma alışkanlığı oldukça yaygındı. Bu nedenle ramazan ayları tiryakiler ve ayyaşlar açısından son derece heyecan ve verici ve onları müşkül duruma düşüren bir ay oluyordu. Eski devre ait kaynaklardan ve divan şairlerinin şiirlerinden anlaşıldığına göre tiryakiler ( esrarkeşler vb )  ramazan aylarında iftardan hemen sonra berş macunu yutuyorlardı.   Eskiler berşi hokkasından çıkarmaya yarayan kaşığa da miblağ-ı berş adını vermişlerdi.  Divan şairleri bu macunlara Ak sülümen ve süblime yutmak gibi adlar da vermişlerdi. Eskiden afyon iki üç katlı kâğıtlara sarılıp yutulur kâğıtlar eridikçe kat kat keyif verir buna da kefenleme derlerdi.

Badeye afyon kodu kendi eliyle sakisi

Devrini seyr eyleye bu bezm-i hilafı adenin  ( Sa’di )

Bir iki miblağ-ı berş ile vurup öldürecek

Geldiler eylediler böyle cihanı  sersâm     Nedim

Erenler! Tâlib-i esrâra bizden çok niyâz eylen
Şarâb-ı aşkın a’lâsın içen abdâla aşk olsun       Âgehi

“Erenler! Esrar içip dalga geçen abdallara bizden selam söyleyin, aşk şarabının a’lâsını içerek mest olmuş  varsa afiyet olsun yerine  aşk olsun diyelim”

Güzelde murad an olur endam değildir.
Keyfiyet olur meyde garaz cam değildir.         Necati

Keyfiyet  ayağın şöyle şikest etti  şarabın
Keyfiyyet esrara döşendi  zürefa hep                     Baki

Kısaca berş macunu, ak sülümen ve süblime yutan tiryakiler ramazan aylarında iftardan hemen sonra bunlardan içerler, sahurda ise yemek yedikten sonra bu macunları yutup yatağa uzanırlardı.

 

Ramazan Aylarında Ayyaşlar

Ramazan ayları eski devrilerdeki ayyaşlar için bir hayli müşkül bir aydı. Bu ay içerisinde gayri Müslim meyhaneciler bile meyhaneleri kapatmak zorunda kalıyordu. Açık kalan meyhaneleri Kadı’nın adamları olan şahneler basıyor, hatta içki içip taşkınlık yapanları kuru değnekler ile dövebiliyorlardı.

Elbette ki ayyaşların bazıları iftar ve sahur arasında içki içmeye devam ediyor ancak pek çoğu da sabır ve tevekkül ile ramazan ayının bitmesini bekliyordu?  Bu durum divan şairleri için de geçerliydi. Ayyaşlar ve içkiye düşkün şairler ramazan ayında müşkül duruma düşüyorlar meyhaneciler de para kazanamıyordu.

Ramazan Sonrası ve Diba Şalı

Ramazan ayı bitince meyhaneler ve ayyaşların önleri açılmış oluyordu. Eski devrin kaynaklarından edinilen bilgilere göre ramazan ayından sonra meyhaneler açılınca meyhaneciler ilk gelen müşteriye diba şalı hediye ediyordu.[4] 

Eski devrilerde diba denilen kumaş saf ipekten yapılırdı. Diba kumaş Canfes türü kumaşlardan  daha kalın olarak dokunmuş pahalı bir kumaş        tı.[5] Saf ipek kumaş üzerine gümüş ve altın işlemeler yapılan bu şalları daha ziyade kadınlar feslerine takarlardı. [6] ( bkzDivan Şiirinde Saray Giysileri Diba Canfes Kemha Seraser Zerbaft  - Eski Edebiyatta Giysiler Çitari ve Diba )

Câme-i sebz ile her dem salın ey serv-i revân
Gün gibi yakma beni altunlu dîbâlar geyüp          Yahyâ Bey

Divan Şairlerinden Ramazan Nükteleri

İçkiye düşkün Divan şairleri ramazan ayındaki bu müşkül durumlarını yarı esprili, yarı ciddi ve nükteli şiirlerle dile getirmişlerdi.

Olmayam şâhid ü meysiz bir an

Niyettim çok hele çıksın ramazan   Şami ( Amasya Mirlivası Kasidesi ) [7]

Ramazan oldu çekib şahid-i mey perdeye rû

Mey için çeng tutup ta'ziye açtı gisû    

 

Recep ayı gibi ey kaşı hilalim Şa’ban

Vaslına ermiş iken sıktı boğazım Ramazan  Sabit

 

Rind olan meyhane bâmında durup şeb- gâh-ı ıyd

Elde câm-ı mey tutar gözler ufukta mâh – ı ıyd     İznikli Kurbî [8]

 

Görüp câm – hilali ıyd-ı âlem gerçi işrette

Benim amma ki yâdım ol hilâl i ebrû yu rü’yette   Şeyhi Mustafa

 

Ehl-i keyfin hele keyfiyettin hiç sorma
Hasret-i berş le afyonla hali pek yaman            Sünbülzade Vehbi

 

Elbette ki her divan şairi, içkiye, işrete, bezme ve eğlenceye düşkün değildi.  Elbette ki içkiyi, şarabı, afyonu ve esrarı zararlı bulan şairlerimiz de vardı. Bazı şairlerimiz afyon ve esrar kullanmanın zararlarına değinmişti.

Bengî ketm eyleyemez esrârın
Şîre-keş  tatlu sanur güftârun                  Sünbülzâde Vehbi

Beng ü esrâr dahı bed-terdür
Yiyen insan degül anı hardür     

Sûret-i zindede eyler mürde
Reng-i ruhsârın ide pejmürde          Nabi

KAYNAKÇA 

[1] Abdulkadir ERKAL,” divan şiirinde afyon ve esrar” https://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20

[2] A. Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB,  İstanbul 1996, shf 83

[3] Abdulkadir ERKAL, DİVAN ŞİİRİNDEAFYON ve ESRAR, https://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/A.%20ERKAL-DIVAN

[4] A. Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB,  İstanbul 1996, shf 83

[5] /post/divan-siirinde-saray-giysileri-diba-canfes-kemha-seraser-zerbaft/85576

[6] /post/eski-edebiyatta-giysiler-citari-ve-diba/86190

[7] A. Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB,  İstanbul 1996, shf 83

[8] A. Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB,  İstanbul 1996, shf 83