Nâbî

Nâbi, (d. 1641, Urfa - ö. 1712, İstanbul), Hikemi tarzın Kurucusu olan Divan Şairi
1641 senesinde Urfa'da doğan Nâbi’nin asıl adı Yusuf’tur. Urfa da yokluk ve sefalet içinde büyüdüğü, dördü erkek, ikisi kız altı kardeşi olduğu anlaşılmaktadır. [1] Prof Dr.Meserret Diriöz’ün verdiği bilgilere göre Nabi’nin Babasının ismi Seyyit Mustafa, Dedesinin ismi Seyit Mahmut’tur. Erkek kardeşlerinden birisinin adının Hacı Mahmut Ağa, diğer birisinin ise Hacı Muhammet ile Seyit Ahmet olduğu yazılmıştır.Nabi 23-24 yaşındayken de İstanbul'a gelmiştir. İstanbul’a geldiğinde sefalet içinde kaldığı aç kalmamak için elbisesini ve sarığını dahi satmak zorunda kaldığını bir şiirinden anlıyoruz. [2]
Nabi hakkında yazılmış derli toplu bir biyografi olmadığından hayatına dair çıkarılan şeyler kendi hatıralarından ve şiirlerinden çıkarılan bilgilerle sınırlı kalmaktadır. Tuhfet’ül Haremeyn adlı eserinde Hac hatıralarını yazmış ve hayatı hakkında bazı özel bilgilere de böylece ulaşılmıştır.Fakat eğitimine Urfa’da başladığı, iyi bir eğitim aldığı ve bu eğitimine güvenerek 1665 yılında İstanbul’a gittiği [3]anlaşılır konulardır.
İstanbul’a gittikten sonra burada da eğitimine devam eder. 1665'te Vezir Mustafa Paşa’nın kâtibi olur. Bu memuriyet onun ikbal günlerinin başlangıcı olmuştur. Hamisi olan Mustafa Paşa Padişah IV. Mehmed'in yakın çevresinde bulunduğundan Nabî'nin de sarayla ilişkisi güçlenmeye başlamıştır. Bu yıllarda şiirleri ile tanınmaya başlar. 1675'te de ilk ünlü eserini yazmaya da fırsat çıkar Ve IV. Mehmed'in şehzadeleri için Edirne'de düzenlediği sünnet düğünü şenliklerini anlatan Surname 'yi yazar. [4] Nabî, koruyucusu Mustafa Paşa'nın 1686'da ölümü üzerine artık gözden düşmüş Paşa’nın rakiplerinin de rakibi olmuştu.............
Yazılar
Nâbî Hakkında Bibliyografya
31.08.2020
Ne azm-i kûşe-i rahat ne azm-i hab edelim
12.05.2018
Gelin ey badekeşan azm-i harahat edelim
12.05.2018
Ne bu renciş sana küstah nigâh eylemedik
12.05.2018
Lûtf ile hasid-i bedhahe nedamet gelmez
12.05.2018
Seninçün ettiğimiz ah ü zarı biz bilürüz
12.05.2018
Bir zeman idi hemâguş-i hayal olduğumuz
12.05.2018
Bu âb ü tâb kandan meyhaneler de bilmez
12.05.2018
Hasret-i ruyün ile ceşmi ki giryan buluruz
12.05.2018
Yâre niyaz vasıt-i vahşet etmişüz
12.05.2018
Eflâke çibfüruş-i cebindir hasirimiz
12.05.2018
Ürtadesin görünce kaçar gül’izarımız
12.05.2018
Sanma asayiş-i dil zar ü hazin olmadadır
12.05.2018
Eğerçi köhnemeta’ız revacımız yoktur
12.05.2018
Arus-i kâmı niçün namurade vermezler
12.05.2018
Bu giryeye ey dide-i pürnem ne verürler
12.05.2018
Hayat devlet-i pederhava değil de nedir
12.05.2018
Adem esir-i dest-i meşiyyet değil midir
12.05.2018
Kûy-i dilber ne aceb hâk olacak yerlerdir
12.05.2018
Ne ziyaret ne ezkâr ne evrade bakar
12.05.2018
Şikâyetim sitem-i şuh-i serkeşimdendir
12.05.2018
Yâr bezme gelicek girye-i hasret mi kalur
12.05.2018
Dildeki leşker-i enduh güzer bilmezler
12.05.2018