Bahariye
Osmanlıca yazılışı: بهاريه : bahariye.
Bahariye: Divan edebiyatında bahar ile ilgili yazılmış şiir veya nesib, teşbib bölümlerinde baharı tavir eden, baharda söz eden, bahar aylarında yazıldığı için baharı betimleyen kaside veya kaside bölümüdür. Nesip bölümlerinde baharı tasvir eden kasidelere nesip bölümlerine göre bahariye denilebilmektedir.
Bahariye kelime anlamı ile baharla ilgili, bahara ait anlamına gelmektedir.
Bilindiği gibi kasideler mehdiye bölümündeki konularına göre veya nesib, teşbib bölümlerindeki tasvirlere göre de adlandırılmışlardır. Bahariye Nesib bölümünde bahar tasviri yapılmış kasidelere veya baharı övmek ve betimlemek amaçlı yazılmış kasidelere denmektedir. ( bkz Nesib Bölümü Nedir ve Nesib Örnekleri ) Bu bakımdan bahariyeyi bahar tasviri ile başlayan kaside olarak da ifade etmek mümkündür. Şu halde nesib bölümlerinde baharı betimleyen kasidelere veya baharı anlatmak için yazılmış kasidelere , “ içerisinde bahar tasvirinin yer aldığı şiirlere” bahariye denir. Bahariyeler baharın tasviri ile başlayıp birisinin övülmesi veya yerilmesi ile devam ederler.
Divan şairlerinin baharı anlatmaları belli kalıplar içinde olmaktadır. Yapılan bahar tasvirleri somut bir gerçeklik ve gerçek doğanın doğal halleri ile betimlenmeleri şekillerinde yapılmaz. Bahardan söz edilse de yapılan tasvirler soyut ve hayalidir. Örneğin bahçedeki çiçekler ordugâha, laleler sancağa, bülbüller sevgili için ağlayan âşıklara, nergisler sarhoş olduğu için baygın bakan işret sahiplerine, laleler sancaklara, serviler sevgiliye veya sancaktarlara vb benzetilir.
Kasideler, rediflerine, kafiyelerine, methiye bölümlerindeki asıl konularına veya nesip teşbib bölümündeki tasvirlere göre adlandırılmışlardır. Bahariyeler genellikle nesip- teşbib bölümlerinde bahar tasviri yapılmış olan kaside türüdür. “Konusu aşk ve sevgili olan, aşkın acılarından bahseden başlangıç kısımlarına nesîb; diğer konulardan bahseden kısımlara ise teşbîb denir” (İpekten 43)[1]
Bilindiği gibi divan şairleri kasidelerini yazmaya hangi mevsimde veya ayda yazmaya başlamışlarsa o ay veya mevsimi tasvir ederek kasidelerine başlamaktaydı. Kasidenin bir mevsim, bir olay, bir manzara, bir çiçek ve başka akla gelecek herhangi bir şeyin tasvirinin yapılabildiği bu ilk bölümüne Nesib (veya teşbib adı veriliyordu. Kasidenin başında yer alan nesib ya da teşbib adını taşıyan ilk bölümde şairler, mevsimlerin, ramazan, nevrûz gibi özel günlerin tasvirlerini yapıyorlar, kasideler ilk bölümde yaptıkları tasvirlere göre adlar alıyorlardı. Bahariye, Iydiyye Nedir Bayramiyye , Nevruziye, RAMAZANİYE , Temmûziyye, Şitâiyye’ ( kış) gibi [2]
Baharın ilk günü olan Nevruz gününü anlatan kasideler de bir çeşit Bahariye – Nevruziye - sayılabilir.
O halde bahariyeyi bahar mevsiminde yazılmış veya yazılmaya başlanmış, baharı öven veya baharı tasvir eden nesib bölümü olarak tarif edilebiliriz. Bahariye daha çok bir şiir türü değil, kasidelerdeki baharı anlatan bir bölümdür. Bahariyeler nesib bölümlerindeki bahar tasvirleri olmakla beraber, baharı övmek ve anlatmak için yazılmış kasideler de bulunabilir. Örneğin, Nihânî Divanı’nda “Terci-i Bend-i Bahariyye” başlığını taşıyan ve içerisinde başından sonuna kadar bahar tasvirinin yer aldığı bir şiir bulunmaktadır. “ [3] Bahariyelere Rebiiyye adı da verilmiştir.
Bahariyelerde baharın gelişi, çiçeklerin açması, insanlarda ve hayvanlarda cünunluğun çoğalması, hayvanların ve bitkilerin üreme coşkusunun artması, baharın aşk, eğlence, işret, içki, şarap eğlence mevsimi olması, güllerin açması, güzellerin seyrana çıkması, bülbül ve gül aşkından hareketle aşk mevsimi olması, ağyar, yar ve rakip mücadelelerinin kızışması, nevruz ırmakların çûşa gelmesi, gönüllerin şenlenmesi, bağ, bahçe gibi mekânlarda oluşan değişimler vb konuları işlenmiştir. Bahariyelerde sözler, bahardan hareketle Nevruz ’a, Cem Cemşit-i Hurşit ’e, şaraba, Hamel Nedir ve Koç burçlarına, güzellere, aşk mevsimi olmasına, güle, bülbüle, nergise, aşk, işret ve neşeye vb getirilir. Yazılma maksadı esasında bahar tasviri bahanesinden sonra uygun bir söz düşürülerek -Gürizgah- kasidenin asıl konusu olan medhiye bölümüne geçilir. Böylece kaside sunulan kişiden asıl maksat olan ihsanlar talep edilir.[4] ( bkz Medhiye Nedir Tüm Özellikleri Örnekleri Şairleri)
Bu konular genellikle soyut şekillerde ele alınmış fakat bazı divan şairleri şiirlerinde bahar mevsimine ait canlı tasvirler de yapmışlardır.
Divan şairleri divanlarında içinde bahariye bulunan kasideler bulunmasına özel önem vermişler, bu nedenle hemen her bir divana içinde bahariye bulunan bir kaside eklenmişlerdir. “Yapılan çalışmlara göre nesiblerde en çok ele alınan konu % 17.42 oranla bahariye olduğu da tespit edilmiştir.”[5]
Bahariye Örnekleri
Esdi nesîm-i nevbahâr açıldı güller subh-dem
Açsın bizim de gönlümüz sâkî meded sun câm-ı Cem
Erdi yine ürd-i behişt oldı hevâ anber-sirişt
Alem behişt-ender-behişt her gûşe bir bâğ-ı İrem
Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır
Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem
Dönsün yine peymâneler olsun tehî humhâneler
Raks eylesin mestâneler mutribler ettikçe negam
Bu demde kim şâm u seher meyhâne bâğa reşk eder
Mest olsa dilber sevse ger ma’zûrdur şeyhü’l-Harem
Yâ neylesin bî-çâreler âlüfteler âvâreler
Sâgar sunar meh-pâreler nûş etmemek olur sitem
Yâr ola câm-ı Cem ola böyle dem-i hurrem ola
Ârif odur bu dem ola ayş u tarabla mugtenem
Zevki o rind eyler tamâm kim tuta mest ü şâdkâm
Bir elde câm-ı lâle-fâm bir elde zülf-i ham-be-ham
Lutf eyle sâkî nâzı ko mey sun ki kalmaz böyle bu
Dolsun sürâhî vü sebû boş durmasın peymâne hem
Her nev-resîde şâh-ı gül aldı eline câm-ı mül
Lutf et açıl sen dahi gül ey serv-kadd ü gonca-fem Nefi
Baki – Ali Paşa İçin Yazdığı Bahariye
Bahar erdi yine bağa döşendi na't-ı jengari
Yine sultanı gül etti müşerref taht-ı gülzâri
Yine bâd-ı sabâ üftan-i hizân irdi gülzâra
Dem-i İsî- veş ihya eyledi ezhâr-ü eşcâri
Letafetten zemin ferş-i münakkaş oldu aksiyle
Murassa’ sayeban edince çarh ebr-i güher bâri
Erişti pertev –i feyz-i bahar âyine-i çerhe
Acep mi şimdi olsa jeng-i ebr-i tîreden âri
Değildir lale yer yer zahir oldu andan ateşler
Zamane tutdu çarh-ı âftâbe tiğ-i kühsâri
Dönüp girdab- ı bahr- ı hûna her gül lalezar içre
Dolaştırmakta keşt-i karar-i bülbül –i zâri
Nesim ol denlü nâzik tarh eder âb üzre emvâcı
Ki levh-i sîme üstâd idemez öyle kalemkâri
Sanur tamga-yi zerrindir gören bir mâî hârâda
Miyân-ı âba düşmüş aks-i hurşid –i pür – envârı
Yer itdi bûy-ı gül şöyle dil-i pür- hûn-i bülbülde
Ki oldı cismi reşk –i nâfe-i âhu- yu Tatari
Açıldıkça görünür mühr-i alı Hüsrev-i aşkın
Berat-ı şevk ü bülbüldür değildir gonca tumarı
Çerâğın hüsününü inkar edenler rûz-ı rûşende
Çemenzar içre görsünler furûg-i şem-i gülnarı
....
Kasîde-i Bahâriyye be-nâm-ı Kâdî-zâde
Fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilatün fe’ilün
Perde-i şâm olıcak mihre nikâb-ı ruhsâr
Zâhir oldı gözüme hey’et-i ebrû-yı nigâr
Âfitâb üzre meger hâme-i dest-i kudret
Çekdi bir med nitekim hâcib-i rûy-ı dildâr
Kamerüñ altına yâ safha-i eflâk üzre
Râ yazupdur kalem-i sun’-ı Celîl ü Cebbâr
Bir güneş yüzlü firâkında felek hasret ile
Var ise hançere düşdi nitekim ‘âşık-ı zâr
Mevsim-i ‘ayş u tarabdur şeb-i ‘îd irdi diyü
Mutrib-ı çarh eline aldı meger mûsîkâr
Gûyiyâ hâzır olur irte salât-ı ‘îda
Dâl tâcın başına geydi sipihr-i gaddâr
Keh-rübâ sübhasın aldı ele çarh-ı sâlûs
Halka cevr eylemeden ya’nî ider istigfâr
Dehr bir şâh-ı sipend urdı felek micmerine
Meh-i nev sanma şafakda görinen zerd ü nizâr
Mâhı sayd itmek içün bahre şalup kullâbın
Meh-i nev tutdı meger sâhil-i deryâda karâr
Kara yaklaşdı şeb irdi diyü keştî-i hilâl
Bâdbân açmış ider sür’at ile ‘azm-i kenâr
Çizmege dâ’ire-i şemse-i mâhı felege
Aldı üstâd-ı zamân destine zerrîn pergâr
Mâh-ı nev dâm kurup dökdi kevâkib erzen
Umaruz k’ola yine ‘ayş u safâ mürgi şikâr
13 Kodı bir pâre yahı tâs-ı zer-endûda felek
Sıvara tâ Ramazân teşnelerin sakkâvâr ( Baki)
....
. - - / . . - - / . . - - / . . –
1.Mülket-i bâga irüp peyk-i şitâbân-ı nesîm
Eyledi gülleri şen müjde-i pinhân-ı nesîm
2.‘Ömr-i ‘ayyâr gibi goncayı açsun da görüñ
Bu kadar bergi nice gizledi enbân-ı nesîm
3.‘Aks-i gülbinle sular perde-keş-i zıll-ı hayâl
Düm-i tâvûsı ‘ayân eyledi cevlân-ı nesîm
4.Jâleden gördi ‘arak-rîz gül-i gülzârı
İtdi hidmetler aña mervaha-cünbân-ı nesîm
5.Sahn-ı gülzâra gelüp eyleye mahfî gül-geşt
Şâh-ı gülden tuyılur makdem-i sultân-ı nesîm
6.Tokınup gûş-ı gül-i bâga pür-âteş itdi
Vaz‘-ı âşufte vü güftâr-ı perîşân-ı nesîm
7.Çîn’den geldi ‘Atâyî yüki hep ‘ıtr-ı ‘abîr
Yaydı kâlâsını sûdâ-ger-i dükkân-ı nesîm
8.Cûy-ı dil-cûda habâb oldı nigeh-bân-ı nesîm
Baş göz itse ‘aceb mi anı ihsân-ı nesîm
9.Gird-bâd ile çıkup bûy-ı bahâr eflâke
Virdi âfâka ziyâ micmere-gerdân-ı nesîm
10.Açılup güller olur berg-i menefşe perrân
Revnak-efrûz-ı nebât oldı meges-rân-ı nesîm
11.Beni teklîfe gelüp itse ferâmûş nola
Bâgda nergis ü gül olalı yârân-ı nesîm
12.Bülbüli mâ’il ü servi mütemâ’il eyler
Nakş-ı nev-beste-i gül nermî-i elhân-ı nesîm
13.Cûlara oldı sabâ silsile-cünbân-ı cünûn
Kıldı ser-geşte habâbı yine devrân-ı nesîm
14.Dil-i şeydâ-yı ‘Atâyî’ye nümûne besdür
Vaz‘-ı mestânesi çün hâl-i perîşân-ı nesîm
15.Hem-dem olmagıla üstâd-ı Mesîh-enfâse
Cândan oy virdi yine kâfiye-sencân-ı nesîm
16.Bûy-ı hulkıyla bahâr-ı kerem ü ihsânı
‘Itr-ı hoş-lahlaha-ı ceyb-i girîbân-ı nesîm
17.Rûzgâra şeref ol nefha-ı cân-bahş iledür
Devlet-i güldür olan revnak-ı devrân-ı nesîm
18.Bahr-i lutfından eger katreye fâ’iz olsa
Sîm-i sâfîden ola günbed ü eyvân-ı nesîm
19.Muttasıl ‘âleme ser-çeşme-i eltâfı revân
Çün nüvâziş-geri-i bî-had ü pâyân-ı nesîm
20.Nev-be-nev hande kıla berg-i gül-i ikbâli
Dem-be-dem tâ ki ola güllere ihsân-ı nesîm
21.Tâcını kapdı urup dîde-i ezhâre gubâr
Gonçanuñ ceybini çâk eyledi düzdân-ı nesîm
…………..
Saadet KARAKÖSE, NEV’Î-ZÂDE ATÂYÎ DÎVÂNI, Malatya 1994
KAYNAKÇA
[1]Şahamettin Kuzucular, /post/kaside-nedir-tum-ozellikleri-konulari-turleri-bolumleri-ornekler/75566
[2] /post/kaside-nedir-ve-kasidenin-bolumleri/128164
[3] ARZU KALENDER, “TAZE CAN BULDU CİHAN”: OSMANLI ŞİİRİNDE BAHAR”, Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi , Ankara Haziran 2002
[4] /post/medhiye-nedir-tum-ozellikleri-ornekleri-sairleri/103190
[5] ARZU KALENDER, “TAZE CAN BULDU CİHAN”: OSMANLI ŞİİRİNDE BAHAR”, Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi , Ankara Haziran 2002
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!