
Egzisyantalizm : ( Varoluşçuluk )
Egzisyantalizm: “ İnsanın kendi değerlerini kendi yarattığını savunan, dünyada kendisine yol gösterebilecek kendisinden başka hiçbir şey olmadığını iddia eden felsefi düşüncedir... Var olmanın değil mevcut olanın felsefesidir.” [1]
Egzisyantalizm, “psikolojik ve kültürel devinimlerin; bireysel deneyimlerle birlikte var olabileceğini savunur” Erdem ve bilimsel düşüncelerin insanın var oluşunu izah edemeyeceğini, bundan dolayı toplumsal huzuru gerçek değer yargıları içinde yönetilen ileri düzey bir felsefeye sahip yönetimlerin sağlayabileceğini savunur.
Kuramcıları J.P. Sartre’ye göre, insanın önceden belirlenmiş özü (kaderi) ve kaderi oluşturan (Tanrı) da yoktur. "Varoluş özden önce gelir." İlkesi varoluşçuluğun temel kaidelerinden biridir. Varoluşçulara göre insanın varoluşu dışında gelişen bireysel yapıları vardır. İnsanı insan yapan da bireysel yapılarını oluşturan kendi benliği ile aldığı kararlarıdır. Bu kararlar özel benliği oluşturur ve özel benlik, dünyaya bir defa gelir.( bkz Varoluşçuluk Existentialisme )
Bu özel benlik başka kimsenin olamayacağı, yapamayacağı bir şeyi, olmak ve yapmak gücüdür. Biyolojik insan ile sonradan oluşan bireysel yapı arasında farkları insanların kendilerine biçtikleri, yaftalar, roller, kalıplaşmış davranışlar, tanımlar veya diğer önyargılar oluşturur. Bireysel yapılar kişilere yetişme biçimlerine göre çeşitli roller yükleyerek her bireye toplum içinde çeşitli maskeler taktırmaktadır. Varoluşçular insanın özünde sonradan ortaya çıkan bu roller, maskeler, yaftalar edinen bu bireysel yapıyı “ o “ yani öze yabancı olan ben şeklinde görmüşlerdir. Özgür insan, özünü ve değerlerini de kendi oluşturmalı, ne olmak istiyorsa o olmalıdır.
Bu nedenle Varoluşçuluk felsefesi ile yazılan romanlardaki kahramanların üst benliklerinin veya isimlerinin bir önemi yoktur. Olayın kahramanı “ o “dur. Bu nedenle Varoluşçu etki ile yazılan romanların kahramanları "Almanca. Ungeziefer" " Türkçe hamamböceği veya bok böceği, Gergedan Rhinoceros ( Eugen Ionescu Gergedan İnceleme Özet ) "Meursault", "adı" olmayan bir "Yabancı" (Yabancı Hakkında Özet ve İnceleme Albert Camus, Veba Albert Camus , Düşüş RomanıAlbert Camus ve Mutlu Ölüm Albert Camus ) dır Veya kim oldukları hiç bilmeyen ne olduğunu dahi bilmedikleri Godot'yu Beklerken , hiçbir amaçları olmayan kişilerdir. ( bkz : Godot'yu Beklerken Yazımı İnceleme Özeti Samuel Beckett)
Varoluşçuluk anlayışı ile yazılmış roman ve tiyatrolarda kahramanların belki de biyolojik özlerinin gereği ama daha da açık olarak üst benlerini oluşturan iradelerin zorlaması ile hayata, eylemlere, duygulara, çevreye, beklentilere karşı umarsızlıkları, kendilerine dahi yabancılaşmaları ve bunu kabul edişleri, yaşamın ve kurgulanmış kabullerin saçmalığı dile getirilmiştir. Bu tip eserlerde ölüm, umursamazlık, kabullenmişlik, yalnızlık ve önyargılar ana mevzular olmuşlardır. Bu tip romanlarda ölüm, hayat, hatta varlık değiştirmek dahi önemsizdir. “Hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin hiçbir önemi yoktur “ [2] düşünceleri merkez fikirler olarak karşımıza çıkarlar.
Egzisyantalizm, varoluşu öne çıkartır ama varlık açısından hareket etmediği gibi soyut olanlarla da ilgilenmez. Soyut olanları nesnel olarak algılamaya çalışan Varoluşçuluk iki temel prensibe dayanır. Bu prensipler ise öz ile vücuttur.
Varoluşçulara göre vahşi adam ile bir burjuva özünde aynı niteliklere sahip olan biyolojik varlıklardır. Varoluşçulara göre varlık varlığın varoluş şekli veya bir hal değil; harekettir. Gerçek varoluş, yönetimlerin düzenlerin ve dinlerin oluşturduğu üst yapılar insanın varoluş nedenlerine tezat teşkil ederler. Gerçek varoluş bu üst yapılardan kurtulmak ve gerçek hürriyet içinde hareket edebilmekten geçer. Önceden kabul edilmiş her prensip saçmadır.
Hayvanlar ve bitkiler ne olacağını kendi seçemez. Tohumdan çıkacak şey tohumun içinde gizlidir. Ama insan kendi kendini seçebilmek yetisine sahiptir. İnsan kendisi dışında olan kural ve kaidelere karşı gelip, kendini gerçekleştirme özelliğine sahiptir. Bu açılardan bakınca mutluluğu, üzüntüyü ve diğer olguların hepsini insanın kendi seçimleri oluşturur.
Varoluşçular “ Düşünüyorum öyleyse varım” düşüncesine de muhaliftir. Varlığı düşünceden çıkarmak onlara göre saçma ve anlamsızdır. Çünkü onlara göre düşünce varoluştan sonra gelir.
Bireyin yaşantısı "gerçek öz"ü oluşturur. Gerçek öz ile ilişkisi olmayan bireysel yapılar yani “ o “ kendi değerlerine göre karar veren ve irade gösteren bir üçüncü kişi gibidir.
Varoluşçular "anlamlılık" kavramının yıkıldığı ve her şeyin tehlikeli bir korku hâline geldiğini savunmuşlar, iyi veya kötü anlamlarının saçma olduğuna inanmışlar, , herhangi bir zamanda, her şey herkes için geçerli olabilir” düşüncesi ile hareket etmişler, her bireyin hiç hesapta olmayan trajik bir olay ile karşı karşıya kalabileceği düşüncesine sahip olmuşlardır. Bu düşünceler varoluşçu düşüncenin temellerini oluşturmuş, var olanların anlamsızlığını yani absürdizim düşüncelerini ortaya çıkarmıştır. Her şeyin anlamını yitirdiği düşüncesi onları intihara dahi meylettiren gerekçeler olarak belirginleşmiştir.
Varoluşçuların bazıları Allah’a inanmayanlar, bazıları ise Allah’a inananlar olarak kutuplaştırılabilir. Allah’a inananlar sonsuzluk düşüncesine, inanmayanlar ise hiçlik düşüncesine kapılmışlardır. Satre ve Satre’nin izinden giden Yaradana inanmayan ateist varoluşçulara göre “Eğer Tanrı yoksa yine de varlığı özünden önce gelen, her anlayışıyla tanımlanabilmesinden önce var olan en azından bir canlı vardır. Bu canlı insandır. Öyleyse varlık özden önce gelir diyerek aslında ne söylemek istiyoruz? İnsan öncelikle vardır, kendisiyle karşılaşır, dünyaya akın eder ve sonrasında kendini tanımlar. “ [3]Satre ve takipçileri olan ateist varoluşçulara göre “ üretim varlıktan önce gelir. Üreten ise neyi nasıl yapacağını bilen bir zanaatkârdır. Varoluşçuların kendilerinin de çözemedikleri karmaşa içinde kaldıkları düşüncelerine göre insanı insan yaratmıştır. İnsanın tanrısı insandır şeklinde özetlenebilecek düşüncelerinde de çelişkilerle doludurlar. Üretimin varlıktan önde geldiğini savunan varoluşcular, üretenin ne üreteceğini iyi bilmesi gerektiğine kanidirler fakat bir üretim olarak düşündükleri insanı da kendiliğinden oluşmuş bir üretim olarak kabul etmek zorunda kalmışlardır.” çünkü başlangıçta o hiçbir şeydir, bir süre daha hiçbir şey olmayacaktır ve sonrasında kendini ne yapmışsa o olacaktır. Bu yüzden, insan doğası yoktur çünkü bunun anlayışına sahip olan bir Tanrı da yoktur. İnsan sadece vardır.” [4]
Hiçlik düşüncesi üzerine yoğunlaşan Satre , Kafka ,Neıtze hatta Becket gibi Varoluşçular , dini, milli, tarihi, ahlaki köklerden koparak, topluma yabancılaşmış , toplumdan kopmuş, mutsuz, karamsar, ümitsiz, sürekli olarak hiçlik duygusundan korkmaktansa intihar etmeyi tercih eden kişiler olarak belirginleşmişlerdir.
Özellikle “ hiçlik ve abzürd “ duygu ve düşünceler içinde cebelleşen Yaradana inanmayan Egzisyantalizm II. Dünya Savaşı'ndan sonra görünür bir biçimde şekillenmeye başlamış, felsefenin yanı sıra, teoloji, resim, edebiyat ve psikoloji alanlarında da yansımalar göstermiştir.
KAYNAKÇA
[1] Dr.Aslan Tekin, Edebiyatımızda Terimler, Elips Yayınları, Ank. 2006, shf 106-
[2] /yabanci-roman-ozetleri/yabanci-hakkinda-ozet-ve-inceleme-albert-camus/4447
[3] J.P. Sartre, Existentialism Is a Humanism, çeviri: P. Mairet, Londra, Methuen & Co., 1984, sf.1-5.
[4] J.P. Sartre, Existentialism Is a Humanism, çeviri: P. Mairet, Londra, Methuen & Co., 1984, sf.1-5.
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!