Refik Halit Karay ‘ın Küs Ömer Hikayesi ve Özeti

13.11.2019
 
 
Küs Ömer adlı hikaye, Refik Halit Karay ‘ın   1920  yılında yayımladığı Memleket Hikâyeleri adlı kitabındaki öykülerden birisi olmaktadır.
 
Bilindiği gibi Refik Halit 1913 yılında İttihat ve Terakkiciler ile ters düşmüş bu nedenle de Refik Halit Sinop’a sürgüne gönderilmiş 1913 ile 1918 yılları arasında Sinop, Çorum Bilecik ve Ankara’da bulunmuş bu illerin köy ve kasabalarını da yakından tanımıştı.
Yazarın bu sürgün yılları onun Anadolu ve halkını yakından tanıması fırsatını doğurmuş,   Anadolu’da geçen bu sürgün yılları Memleket Hikâyeleri adlı eseri olarak güzel meyveler vermişti.
 
Bu öykü kitabı ve içindeki öyküler edebiyatımızda hakiki manada Anadolu insanlarını ve Anadolu’nun doğal ve gerçek iç yüzünü Anadolu’daki memurların hayatlarını, Osmanlını çökmeye başlamış olan devlet ve idari sistemini, halkın sosyal yaşantısı,  adet, gelenek, görenek ve ekonomik koşullarını samimi ve içtenlikle ortaya koyan, devrin sosyal hayatına dair vesikalar değerini taşıyan ilk öyküler oluyorlardı.
 
Üstelik yazarın bu öyküleri içten, sıcak, anlaşılır sade bir dille yazılmışlar, edebi bir lezzet ile yorumsuz ama gerçekleri ayan beyan ortaya koyan doğal gözlemlerle kaleme alınmışlardı.  O devrin Anadolu halkı ve içtimai yapısı hakkında son derece kıymetli bilgiler aktaran bu hikâyeler Milli Edebiyatın dil anlayışı ile yazılmış olan olay hikâyeciliğinin örnekleri arasındaydı.
 
Memleket Hikâyeleri o devride çok sevildi ve 1960 yıllara kadar devam eden edebiyatımızda Memleketçilik Akımını başlatmıştı. Bu gün ise değeri yeniden keşfedilen öyküler oluyorlar.
 
Küs Ömer adlı hikâye Anadolu halkının doğal bünyesinden çıkan bir halk karakterini başarı ile ortaya koyan ilginç bir öyküdür. Öykü 1916 yılında Çorum ‘da yazılmıştır.
 
 
KÜS ÖMER   ÖZETİ 
 
Zehra adlı bir kadın yörede Küs Ömer adı ile biline bir genç ile evlenecektir. Lakin Küs Ömer, idare edilmesi çok zor bir yanı olan küstüm mü tam küsen, pire için yorgan yakan bir adamdır. Zehra bu adamı nasıl idare edeceğini kara kara düşünmektedir. Zehra’nın derdi, Küs Ömer’i küstürmemek için nasıl yaşayacağın ve ne yapacağını bilememesidir.
 
Ömer, çok farklı biridir. Çocukluğunda yaptığı bir güreşte yenilmiş,  sırtı yere geldi diye alıp başını gitmiş,  bütün yaz dağlarda bayırlarda yatıp kalkmış kasabaya uğramamış,  herkese küsüp kimseyle de konuşmamıştır.
Küs Ömer delikanlı olunca arabacılık yapmaya başlamış,  giriştiği bir iddiada Hüsmen'in atları kendi atlarını geçti diye arabacılığı da bırakmış, atlarını arabasını arabacılık ile ilgili her neyi varsa hepsini de satmış, bir daha da bu işle de uğraşmamıştır.  
 
 Bu yüzden Ömer’in adı "Küs Ömer"e çıkmıştır.  Ömer şimdi ise tütün kaçakçılığı yapmakta Zehra ile birlikte evlenmek için gereken hazırlıkları görmektedir.  Ömer ile Zehra, kına gecelerini yapıp evlenirler. Zehra çeyiz olarak eşyaları ile birlikte kazlarını da getirir.  Zehra’nın elleriyle baktığı ve çok sevdiği bir kazı vardır. Bu kaz tüm kasabada ünlü olmuş bir kazdır.  Ömer bir gün çok sevip saydığı ve sözünden çıkamadığı Eşref Ağa'nın ısrarıyla bu kaz üzerinde bir iddiaya girmek zorunda kalmıştır.  
 
Aktarın Abbas kendi kazı olan Hödük’ün yenilmez bir kaz olduğunu ve Zehra ile Ömer’in meşhur kazlarını dövebileceğini iddia eder. Arkadaşlarının baskısına dayanamayan Ömer bu iddiaya girmek zorunda kalır.  iddia eder. Şadırvanlı Medrese’nin avlusunda büyük bir kalabalık toplanır ve kazlar dövüştürülür.  Bu dövüşün sonunda Zehra’nın kazı yenilir ve bunun üzerine Ömer yine küsmüş ve hiç umulmayacak bir tepki vermiştir.

Yorum Yapmak için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Yorumlar