Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

30.06.2011






 
Refik Halit Karay

Yazıda Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri  hayatı, doğumu, ölümü, çocukluğu, gençliği, evliliği, öğrenimi, eğitim yılları, ailesi, çalıştığı işler, mahkûmiyeti,  yazarlığı, eserleri,  romanları,    Refik Halit Karay  etkilendiği yazarlar, siyasi kişiler ve düşünceler,  etkilediği yazarlar, işlediği konular, Türk edebiyatındaki yeri,   eserlerinden alıntılar, anekdotlar,  Refik Halit Karay ianlatım tekniği, bakış açısı, romanların  tekniği, romanlarının  türü, eserleri, eserlerinin basım yılı ,basım hikâyesi, eserleri ile biyografisi arasındaki alakalar, aldığı ödüller  vb incelenmiştir.

Refik Halit Karay,15 Mart 1888’de  İstanbul’da doğan 18 Temmuz 1965’te  İstanbuN, Hikayeci ve yazar 
 

HAYATI

 

15 Mart 1888’de  İstanbul, Beylerbeyi semtinde doğan 18 Temmuz 1965’te  İstanbul'da hayatını kaybeden Anadolu yaşamını anlatan Hikâyeler yazarak tanınan, Milli Mücadele'ye karşı tutum takınan; romancı, öykü yazarı ve gazeteci Türk yazarıdır.

 

AİLESİ

 

Yazar hem anne hem de baba tarafından Kırım’dan gelen ailelere mensuptur. Baba tarafından soyu Fatih zamanında Kırım’dan gelerek  İstanbul'a yerleşen Karaim Türklerine dayanır. Soyu Karakayış ailesine dayanan maliye baş veznedarı ve Bank-i Osmanî ‘de [1]veznedarlık yapan Mehmet Halit Bey'in oğludur. Annesi Nefise Ruhsar Hanım ise Kırım Hanı giraylarındandır.

 

Mevlevi tarikatına mensup olan Mehmet Halit Bey’in  mensup olduğu Karakayış ailesi dönemin önemli ailelerinden birisi olmaktadır. Refik Halit, Beylerbeyi semtinde eğitimli, kültürlü, zengin ve bürokrat bir ailenin çocuğu olarak 15 Mart 1888 yılında dünyaya gelir.

 

EĞİTİM YILLARI ÇOCUKLUĞU

 

İlk hocası ise dayısı İlhan Efendi’dir. İlköğretimini kış aylarında Veznecilerde Şemsü’l-Maarif mektebinde, yaz aylarında ise Göztepe’deki Taş Mektep’te yapmıştır. Ancak ailesi bununla da yetinmeyerek [2] ona özel hocalar tutmuş ve özel dersler de verdirtmiştir. Fransızcasını bu şekilde geliştirir.

 

 Rüştiyeden sonra Mekteb-i Sultani'ye (Galatasaray Lisesi) kaydolarak idadi kısmını bu okulda tamamlamak istedi.  Ancak Fransızca hocası ve okul müdürü ile yaptığı bir tartışma sonrasında yaşadığı bir problem sonrasında Galatasaray Sultanisinden ayrılmak zorunda kalır. Daha sonra dışarıdan katıldığı imtihanla okuldan diploma almayı başarmıştır.[3] 1907'de Hukuk Mektebine girdi. Fakat ikinci sınıfta iken 1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile Hukuk Mektebini de terk eder. 1909 [4]  [5]

 

Bohem hayata meyilli her şeye muhalif kişiliği tahsil hayatında sorunlar çıkarmıştır. Kendisini  "Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım" diye ifade eden yazar Hukuk mektebinde öğrenci iken Maliye Nezareti, Devair-i Merkeziye Kaleminde işe başlamıştır.[6]

 

ÇALIŞMA VE EDEBİ HAYATI

 

Maliye Nezareti'nde Devair-i Merkez Kalemine kâtip olarak girdiği işini de 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra bırakmıştır. 1908’de Servetİ Fünun ’da  mütercim olarak işe başlayan yazarın Ailesi onun ticaretle uğraşmasını istemektedir ama Servet-i Fünûn gazetesinde geçici bir iş bularak Fransızcadan kısa çeviriler yaparak edebi hayata adım atmış olacaktır.  Bu dergide ücret almadan tercümeler yapmış ve bu sayede ilk yazısı 1909 yılında   Serveti Fünun'da ‘da çıkmıştır. 

 

 Daha sonra  Ahmet Mithat Efendi  ’nin Tercüman-ı Hakikat adlı gazetesinde daha yirmi yaşında iken başyazılar yazmaya başlamıştır [7] Tercüman-ı Hakikat'de mütercimlik ve muhabirlik yaparken diğer yandan da Muhit, Resimli Kitap, Kalem, Alem gibi mecmualara yazı ve hikâyeler göndermektedir. Bu dergilerde yayımlanan mizahi yazıları ilgi ile karşılanmış çiçeği burnunda genç bir muharrir olarak bu gibi yazılarında “R.H, Rehak, Aydede, Kirpi, Kirpi-i Nâtüvan, Mübeccel Halid, Vak’anüvis” gibi imzalar kullanmıştır.

 

Yazılarının gördüğü ilgiden cesaret alıp 1909'da Son Havadis adıyla bir gazete kurmuştur. Ancak gazete  ancak beş sayı kadar ve iki hafta süresince çıkabilmiştir. ( Aktaş, Şerif (1986). Refik Hâlîd Karay. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. )

 

Bu sırada okul yıllarından ve Galatasaray Lisesi’nden tanıdığı arkadaşlarının kurduğu  Fecri Ati Topluluğuna katılır. Bu topluluğa katılma nedeni esasında Batı ülkelerindeki sanat ve edebiyat topluluklarına duyduğu ilği nedeni ile olmuştur. Fecr-i Ati Beyannamesine imza atan isimlerden birisi olmuştur ama kısa bir süre” Fransız edebiyatının sahte ve noksan bir taklidi”  olarak gördüğü bu topluluktan ayrılır. Ancak bu topluluk içinde özellikle Yakup Kadri ile tanışması onun için bir kazanç olacaktır.

 

Gazeteci Ahmet Samim'in 9 Haziran 1910'da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılar yazmıştır.  Bu yazıları yüzünden İttihat ve Terakkicilerce mimlenir. Muhalif kimliği hakkında “Ben olana, olmuşa, olacağa muhalifim" diyerek kendini ifade eden Karay, İttihatçılara karşı duran siyasi yazıları nedeni ile bir yandan genç bir yazar olarak şöhrete kavuşurken diğer yandan da ittihatçıların düşmanlığını kazanmıştır. Kalem, Cem ve Şehrah adlı mizah dergilerinde siyasi mizah yazıları yazarak devrin mühim simalarına dokundurmalar yapmıştır.  "Kirpi" mahlasıyla yazdığı bu siyasi mizah yazılarıyla İttihat ve Terakki Fırkasını yerden yere vurmuştur. Bilahare bu yazılarını "Kirpinin Dedikleri" adıyla bir kitapta toplamıştır.   Bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın elindeki Beyoğlu Belediyesi'nde yedi ay süreyle Başkâtip olarak çalışır. 

 

Ancak Kirpi mahlaslı yazdığı yazıları nedeni ile 1912'de İttihat ve Terakki'nin istenmeyenler listesine girmiştir Mahmud Şevket Paşa'nın katilinden hemen sonra diğer muhalifler gibi yargılanmaksızın Sinop'a sürgün edilir.(1913)  [8]   Sinop’a sürgün edildikten sonra   Çorum, Ankara’ ve Bilecik 'te sürgün hayatı yaşmak zorunda kalmıştır. Bu sürgün yıllarında ve özellikle Bilecik'te iken yazıp İstanbul'daki yakınlarına  yolladığı bu hikâyeler  Türk Edebiyatından Anadolu manzaraları anlatan ilk öyküler olmuşlardır.

 

Sinop sürgünü yıllarında kendisi gibi Sinop’ta sürgünde olan Celal Paşa’nın kızı Nazıma Hanım ile nikâhlanır.  Bu arada asaletli davranışlarıyla Sinop Mutasarrıfı Müştak Bey’in takdirini kazanmıştır. Bu nedenle Müştak Bey, Refik Halit’in affedilmesi için Cemal Paşa’dan ricacı olur. Ancak bu istek kabul edilmediği gibi 1916’da Çorum’a gönderilir. Çorum’da iken onu ziyarete gelen annesi salgın bir hastalığa yakalanıp ölünce Ankara’ya naklini istemiş, geldiği Ankara’da Nazıma Hanım ile düğün yapmak fırsatını da bulmuştur. Ama, Ankara’yı da pek sevemeyen Refik Halit bu defa naklinin Bilecik’e yapılmasını ister.

 

Sinop, Çorum, Ankara’ ve Bilecik 'te devam eden sürgün yıllarında yazdığı öykülerden  “Memleket Hikayeleri “ isimli eseri doğmuş olur.  Bu hikâyeler Milli Mücadele yıllarında başlayacak olan memleketçilik akımının ilk örnekleri olmuştur. Onun ilk sürgün yılları 1919'dan başlayarak Türk Hikâyeciliğine  yeni bir sayfa açmış olur. Sürgün olarak gittiği Anadolu'dan çeşitli kesimlerden insanları canlandırdığı " Memleket Hikayeleri " 1919'da yayınlanır. Bu kitapla, o güne kadar konuları İstanbul'la sınırlı olan konulara Anadolu'yu eklemiş olur. Böylece edebiyatımızda Anadolu ve halkından söz eden o yıllara kadar asla anlatılmayan Anadolu’yu anlatan ilk yazar o olmuş olur.  Bu yönüyle sonradan serpilip gelişen " Köy Romancılığı ve edebiyatının” öncüleri arasına girmiştir.

 

Celal Sahir’in talebi ile yazdığı bir öyküsü Türk Yurdu’nda R.H imzasıyla çıkmış, bu öyküsü Ömer Seyfettin’in çok hoşuna gitmiştir.  1917 -1918 yıllarında Ömer Seyfettin’in talebi üzerine yazdığı öyküleri Yeni Mecmua’da çıkar. Bu yazılar oldukça beğenilir. Ziya Gökalp ’in de desteğiyle ünlü “ Boz Eşek” adlı öyküsü. İttihat ve Terakki’nin desteği ile çıkan “Türk Yurdu “ adlı dergide yayınlanır. [9] 

Böylece   Ziya Gökalp  'in çabalarıyla da 1918’de sürgün hayatı sonlanmış ve İstanbul'a dönmüştür. ( Ünaydın, Ruşen Eşref (1985). Diyorlar ki. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.)

 

Fakat Birinci Dünya Savaşı hezimetle sonuçlanmış, Talat Paşa Kabinesi 8 Ekim 1918 günü istifa etmiş; 30 Ekim’de Mondros mütarekesi imzalanmış; savaşın kaybedildiği tescil edilmiştir. 1 Kasım günü İttihat ve Terakki son kongresini toplayarak kendisini fesheder Birinci Dünya savaşın sonunda İttihatçıların ülkeden kaçmalarının ardından kaleme aldığı “ Efendiler Nereye” adlı makalesi ile İttihatçılardan intikam almış olur. “ Efendiler Nereye? Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?... Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?” (5 Kasım 1918 ) Fakat bu yazısında acı bir ima da vardı. Şafak söküyor sözünden Mondros Mütarekesini kastetmiş olmalıdır. Ancak bu anlaşma zannettiği şekilde olmayacak, aksine hem ülkenin hem de kendisinin felaketine bir neden olacaktır

 

Mütareke yıllarında İstanbul İşgal edilir. Fakat Refik Halit hem Rıza Tevfik’ hem de diğer “Yüz ellilikler” ile birlikte Damat Ferit Hükümeti tarafında kalmışlardır. Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katılır ve Genel Merkez Üyesi olmuştur. Fakat İstanbul İşgal edilmiş, Anadolu’da Milli mücadele başlamıştır. Bu yıllarda Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yapmakta;  Vakit, Tasvir-i Efkâr ve Zaman gazetelerinde Damat Ferit Paşa ve hükümetini destekleyen yazılar yazmaktadır.  Mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katılır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası onu Sabah Gazetesinin başyazarı da yapmıştır. [10]Alemdar ve Peyam- sabah’ta da siyasi ve edebi yazılarını yazmaya devam eder.

 

1919'da Posta ve Telgraf Umum Müdürü olur. İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükümeti arasında yaşanan telgraf krizinde  İstanbul Hükümeti’nin tarafını tutmak zorunda kalmıştır. Fakat bir müddet sonra kendi isteğiyle Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü görevinden ayrılır.[11] Buna rağmen Milli Mücadele Hareketinin haklılığı ve geleceği konusunda yanlış kararlar vermiş Damat Ferid Hükümeti tarafında kalmayı sürdürmüştür.

 

Kurtuluş savaşına karşı tutumunu dile getiren bir yazısından Milli Mücadeleyi başlatanlara karşı yazdığı yazılardan birinde şöyle alay edecektir. “Bir patırtı, bir gürültü. beyannameler, telgraflar... Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak... Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dört tarafımız açık. Dünya vaziyetimizi biliyor. Hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım:- kuzum Mustafa, sen deli misin?"

 

Milli Mücadele yıllarında Refik Halit Damat Ferit sempatizanı, İngiliz mandasını isteyen bir gazeteci ve yazar olarak kalması onun için tarihi bir hata olacaktır. Ağzının tadını bilen, yemek yemekten zevk alan bir gurme olarak Yunanlılar, Eğe’de ilerlerken o yazılarında patlıcan, bamya, kabak dolması meselelerini anlatan yazılar yazmakta, geceleri içkili eğlencelerde sohbetlere katılmaktadır. "Onun kanaatine göre bu savaş gerçek bir kurtuluş savaşı değil, ittihatçılar tarafından, tekrar iktidara gelmek için yapılan bir kardeş kavgası, bir kardeş boğazlaması idi." [12]

 

1922'de Aydede mizah gazetesini çıkarır. Aydede isimli dergide İstiklal Harbini ve Ankara hükümetini çok sert şekilde eleştirir ve alaya alır. 1922’de yayına başlayan Aydede adlı mizah dergisi doksan sayı çıkacaktır. ( Aktaş, Şerif (1986). Refik Hâlîd Karay. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları)

 İzmir’in Kuvayı Milliyecilerin eline geçmesinden sonra Milli Mücadelenin kazanıldığı açıkça ortaya çıkmıştır. Ani bir dönüşümle Milli Mücadeleyi destekleyen göklere çıkaran yazılar yazmaya başlamıştır. Fakat bu çabaları yetmeyecektir. Refik Halit Karay’ın adı “ Yüz Ellilikler Listesi”nin içindedir.  Ali Kemal’in linç edilmesinden de çok korkmuştur. Bu nedenle İstanbul'un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 09-11-1922 de gizli bir yoldan Beyrut’a kaçmak zorunda kalır.

 

Bu kaçış sonrasında Suriye vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Beyrut, Hatay ve Halep'te 15 yıl süren bir sürgün hayatı yaşayacaktır. Lübnan’da yaşadığı maddî sıkıntılar nedeni ile eşi ve oğlunu İstanbul’a göndermek zorunda kalır. Kirası ucuz olduğu için Lübnan’da bir köyde yaşamak zorunda kalmıştır. 1922-1938 yıllarındaki sürgün hayatının ikinci devresi Suriye’de geçecek, Lübnan’dan Suriye’ye geçecektir

 

Bu sürgün yıllarında  Halep  'te yayımlanan [13] Doğruyol ve Vahdet gazetelerinin yönetimini üstlenir. Bu gazetelerin yayın politikalarını beğenmediği halde hayatını idame ettirebilmek için buna zorunlu kalmıştır.

 

Halep’te iken Nuri Genç’in sahibi olduğu ve milliyetçi çizgilerde yazılar yayımlayan Vahdet dergisinin edebî sorumlusu olmuştur. Bu sayede maddi durumu düzelmiş, Abdülhamit döneminde Trablus’a sürgüne gönderilen Mahir Said Bey’in kızı Nihal Hanım'la ikinci evliliğini yapmıştır. Bu evliliğinden de bir oğlu dünyaya gelir. ( PROF. DR. ABDULLAH ŞENGÜL, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/karay-refik-halit )

 

Hatay’ın Anavatan’a ilhakı sırasında vatanseverce gayret ve hizmetlerde bulunmuş,  bu süreçlerde sık sık Hatay’a da gelmiştir. Hatay ve Amanoslar ile ilgili avcılık konulu öykülerini de bu sayede yazmıştır. Halep, Hatay ve Beyrut arasında gidip gelerek görüp yaşadıkları Gurbet Hikâyelerinin doğmasına yol açacaktır.

 

Atatürk’e yazdığı şiir ve mektuplarla 150'likler listesindekilerin affedilmesi konusunda ricacı olur. Bu çabaları affedilmesinde çok büyük rol oynamış ve 15 yıllık kaçak hayatından sonra 1938’de çıkan af yasası ile yurduna dönmeyi başarmıştır.  İstanbul’a geldikten sonra yeniden gazeteciliğe başlar.  Aydede adlı mizah dergisini tekrar yayınlamaya başlar.  Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da öldü.

 

EDEBİ KİŞİLİĞİ

 

Refik Halit,  "kendine özgü" yazarlarından biri olmuş yemeğe, kadına içkiye ve eğlenceye düşkün bir yazar olarak nam salmıştır.  Yakup Kadri , Gençlik ve Edebiyat Hatıraları adlı kitabında onun bohem hayatı ile ilgili pek çok ayrıntı vermiştir.


 Yakup Kadri ile Refik Halit ilk gençlik dostlarıdır. Onu yakından tanıyan Yakup Kadri arkadaşı Refik Halit’i, “çapkın mı çapkın, keyfine düşkün bir bohemdir” diye tarif edecektir. Refik Halit, ölümünden bir yıl önce yapılan bir söyleşi de, "Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım” diyerek kabul etmiştirYakup Kadri ise Refik Halit’i şu şekilde anlatmıştır.  , “mizacı itibariyle kendi özel hayatına düşkün olan Refik Halit’in tehlikeli ve çetin siyasi mücadelelere kalkması, sürgünleri, idamları göze alması, ömrünün yirmi yılını iç ve dış sürgünlerle geçirmiş bulunması tuhaf bir çekişme gibi görünmektedir. Zevke düşkünlüğüne rağmen, kaleme sarılınca hırçınlaşan, hicvetmekten kendini alamayan bir yazardır. Yaşadığı sürgünler, onun bilgi ve görgü âlemini zenginleştirmiş, dolayısıyla eserlerine gözlem zenginliği katmıştır. Istırap onun ruhunu beslemiştir. Eğer sürülmeseydi, edebiyatımız, Memleket Hikâyeleri ve Gurbet Hikâyeleri gibi iki şaheserden mahrum kalırdı. Milliyetçiliği sürgündeyken daha da gelişti." [14]

 

Refik Halit edebiyata  Fecr-i Ati  topluluğu içinde ve Servet-i Funun çizgisinde olması gereken bir yerde başlamıştır. Buna rağmen  Fecr-i Ati inin sanat ve dil anlayışını benimsememiş bir yazardır.  yıllarında Milli Mücadele Damat Ferit Hükümeti saflarında kalmış İttihatçılar ile ters düştüğü için sürgün yaşamış bun rağmen sade dil anlayışı ve memleket konularını işleyen hikâye, roman ve makaleleri  Milli Edebiyatın safında kabul edilmiştir. ( bkz  Milli Mücadele Dönemi Şiiri Şairler ve Dergiler)

 

Refik Halit, mizah dergilerinde yergi ve taşlamalarla yazıya başlamış, ömrü boyunca da ironiden vazgeçmemiş bir yazardır. İroni onun yazılarındaki başlıca unsurlardan birisidir. İstanbul Türkçesi’ne en iyi kullanan yazarlardan biri olan Refik Halit’in mizah ve hicivleri de oldukça güzeldir.

 

Türk Edebiyatı'nda ilk defa Anadolu'yu tanıtan öyküler yazan yazardır. Bu yüzden edebiyatımızda Memleketçilik akımının ve Köy Romancılığının başlangıcı Refik Halit kabul edilmektedir. Kıvrak dili, keskin zekâsı, Türkçeyi kullanma becerisi ile yergi ve mizah türündeki yazıları ile de ün yapmıştır. Hikâye ve romanlarında, Mapaussant tarzı öykü tekniğini benimsemiştir. Yazdığı öykülerini Maupassant Tarzı  ve realizmi ile Anadolu’nun sefaletini, geriliğini, asilliği ve yüceliğini de anlatmıştır.( bkz  Maupassant Tarzı Olay Hikayeciliği ve Örneği )

 

Yakup Kadri’nin Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımladığı 1909 yılında Refik Halid de Zend Avesta başlığı altında şunları söylemektedir.  “Refik Halid o yazılarında alışılmış nesir temlerinden hiç birine yer vermemekte, hep cansız şeylerden canlı varlıklar gibi bahsedip durmakta idi. Çok şahsiyetli bir üslubu da vardı ve bunda Edebiyatı Cedide’nin allı pullu süslerinden hiçbir iz gözükmüyordu.  Refik Halit bununla kalmıyor, gayet sade bir konuşma Türkçesiyle yazıyordu”. Yakup Kadri’nin bu tespitleri aşağı yukarı Refik Halit’in edebi portresi olmaktadır.

 

İttihat ve Terakki iktidarı marifetiyle Anadolu’da yaşadığı sürgün yılarlında Anadolu İzlenimlerini dili getirdiği Memleket Hikâyeleri Ziya Gökalp’ın yönettiği Yeni Mecmuada yayımlamış, (Ocak-Ekim 1918). Bu öyküler, Millî Edebiyat ve Sade Lisan akımlarının genişletip benimsenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Gözleme dayanan tasvirler, portreler, benzetmelerini sade, akıcı ve etkili bir dil ile yazmış,1920'lerden sonra daha da arı ve anlaşılır bir dil kullanarak bu yolda örnek olmuştur. Hikâye, roman, hatıra, kronik, mizah ve hiciv türle­rinde eser veren Refik Halit Anadolu halkının hayatından alınmış hikâyelerinden mey­dana gelen  Memleket Hikayeleri ile meşhur olmuş, çağdaş hikâyeciliğin güzel örneklerini vermiştir.

 

Eserlerinde konuşma dilini ustaca kullanan yazarın. Romanlarının konusu  Aşk, Beşeri Sevgili ve kadındır. Romancılığında iki ayrı çizgi etkindir. Yurtdışına kaçmadan önce yazdığı "İstanbul'un İç Yüzü" en iyi romanı sayılmaktadır. 1920'de yayınlanan bu romanda, İttihat ve Terakki'nin işbaşına gelişinden 1'nci Dünya Savaşı günlerine kadar olan İstanbul'u yansıtmıştır.  Türkiye'ye dönüşünden sonra yazdığı romanları daha fazla satma ve okunma kaygısıyla yazılmış romanlardır.  

 

“Sürgün” adlı romanı, okuyucunun merakını canlı tutan bir kurguya sahiptir. Refik Halit'in “Nilgün adlı romanı, Bugünün Saraylısı ve adları pek duyulmamış diğer romanları okunduklarında düş kırıklığı yaratmayacak yapıtlardır. Çoğu romanlarında esrarengiz güzel bir kadın bulunur. Bu kadın,, romanın kahramanı olan erkeğin psikolojisinin gerçekçi bir çiziminde de önemli rol oynar. Yezidin Kızı ve Çete romanları buna örnek verilebilir.”

 

HİKÂYE VE ROMANLARINDA TİPLER:

 

Yazı hayatının ilk yıllarında yerli tipler ve mahalli konuları hikâyeleştiren Refik Halid, eserlerinde cinsellik, namus, geçim derdi, iş hayatı, kötümserlik ve bezginlik konularını ele almayı tercih eden bir yazar olarak karşımıza çıkar.  Kahramanları genellikle, orta sınıf insanlar ve memurlardır. Memurlar, komik yönleri, sebebi izah edilmeyen kayıtsızlık ve uyuşukluk özellikleri ile ele alınmışlardır.

 

Hikâyeler uzun ve dikkatli gözlemlerle yazılmış sıradan orta tabaka insanlarının hayatını aktaracak tiplemelerden seçilmiştir.  “Bu yazılarda, insanları harekete sevk eden cinsel hisler ve maddi menfaat endişesidir. Peyzaj, dekor ve portreler genellikle olayın akışını, kişinin ruhsal yapısını ortaya koyacak tarzda kaleme almıştır. Genellikle hikâyelerde anlatılan olaylar, üzücü bir akıbetle son bulur. Kadınlar, orta sınıf halk tarafından cinsel arzuları ve cazibeleriyle tanınır.”

 

Refik Halid' in hikâyelerindeki genç kızlar ve kadınlar;  çeşitli cinsel duygularının tesiri altındadır. Bu kadınlar, kasabadaki memurların ve eşrafın zevkine hizmet etmektedirler. Bu motifler sonraki yıllarda birçok yazar tarafından sık sık kullanılmıştır. Refik Halit’in erkek tiplemeleri memurlar, ağalar din adamları, ticaretle uğraşanlar, bir harbin hatırasını taşıyanlar çevrelerindeki halktan bazı yönleri ile çok farklı karakteristik özelliklere sahip olan erkek tiplemeleridir. 

 

Hikâyelerindeki kahramanlar belirli zümrelerden seçilmez. Yazdığı öyküdeki kişiler kendi muhitlerinin özelliklerini taşıyan doğal kişiler olmaktadır.  Özellikle Gurbet hikâyeleri adlı öykülerinde  Bedevilerden Ortadoğu'da cirit atan İngiliz ve Fransızlardan yahut da kendisi gibi gurbette yaşayan Türklerden söz etmiştir. 

 

ÜSLUP ÖZELLİKLERİ:

 

Kıvrak, sade anlaşılır bir dile sahip olan R. Halit’in üslûbu oldukça çekicidir. Eserlerinde sade kıvrak çok net anlaşılan sıcak ve samimi bir izah vardır. Dilinde ilginç ve özgün betimlemelerle zekâ işi kıvrak ironiler vardır. Çevre tasvirlerinde başarılı hikâye tekniğinde kuvvetlidir. MAUPASSANT tarzı öykücülüğü iyi kavramış, merak ve entrikayı öykülerinde başarıyla kurgulamıştır. İç gözlem ve iç tasvirlerinde zayıf kalmasına rağmen dış tasvirlerinde oldukça başarılıdır. Gözlemlerini bir“ Ressam-yazar” özelliği içinde aktarmış kelimelerle tablolar çizebilmiş diyebileceğimiz renkli tasvirler anlatmıştır. Eserlerindeki olaylar, ilgi çekici ve sürükleyicidir. Eserlerinde karakter yaratmada başarısız kalmasına rağmen tiplemeler üretmesinde oldukça başarılıdır. Onun tiplemeleri ise güçlü gözlem ve betimlemelerinin sonucudur.  

 

Anadolu insanı ve coğrafyasını yakından görmüş, detaylı gözlemlemiş, taşraya merakla ve laborant hassasiyetiyle bakan bir İstanbullu nazarıyla taşrayı anlatmıştır. Onun dilini ve üslubunu yaratan özellikler, kimseye özenmeden anlatmak, kimseye benzemeyen kendi mizacından mayalanan, renklenen bir sıcaklık, sevecenlik, heccavlık hatta hinlik ile oluşmuştur. 

 

Romanlar

  • İstanbul'un İç yüzü(1920)
  • Yezidin Kızı(1939)
  • Çete(1940)
  • Sürgün(1941)
  • Anahtar(1949)
  • Bu Bizim Hayatımız(1950)
  • Nilgün(1950-1952)
  • Yeraltında Dünya Var(1953)
  • Dişi Örümcek(1953)
  • Bugünün Saraylısı(1954)
  • İkibin Yılın Sevgilisi(1954)
  • İki Cisimli Kadın(1955)
  • Kadınlar Tekkesi(1956)
  • Karlı Dağdaki Ateş(1956)
  • Dört Yapraklı Yonca(1957)
  • Sonuncu Kadeh(1965)
  • Yerini Seven Fidan(1977)
  • Ekmek Elden Su Gölden(1980)
  • Ayın On Dördü(1980)
  • Yüzen Bahçe(1981)
  •  

Hikâyeler

 

  • Memleket Hikâyeleri(1919)
  • Gurbet Hikâyeleri(1940)
  •  

GÜNCE:

 

  • Bir İçim Su (1931)
  • Bir Avuç Saçma (1939)
  • İlk Adım (1941)
  • Üç Nesil Üç Hayat (1943)
  • Makyajlı Kadın (1943)
  • Tanrıya Şikayet (1944)
  •  

ANI:

 

  • Minelbab İlelmihrab (1946)
  • Bir Ömür Boyunca (1980)
  •  

İLGİLİ YAZILARIMIZ

 

KAYNAKÇA 

 

  • [1] DR. ABDULLAH ŞENGÜL, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/karay-refik-halit
  • [2] DR. ABDULLAH ŞENGÜL, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/karay-refik-halit
  • [3] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
  • [4] Yardım, M. N. (2002)Refik Halit Karay (Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Eserlerinden Seçmeler).
  • İstanbul: Hikmet Neşriyat.
  • [5] Koç, Murat (2001). Refik Halit Karay’ın Eserlerinde II. Meşrutiyet ve “İttihat ve Terakki.TÜBAR.
  • 209-232. Güz.
  • [6] Yardım, M. N. (2002).Refik Halit Karay (Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Eserlerinden Seç
  • meler).İstanbul: Hikmet Neşriyat.
  • [7] ( PROF. DR. ABDULLAH ŞENGÜL, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/karay-refik-halit
  • [8] Akyüz, K. (1996).Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri. İstanbul: İnkılâp Kitabevi. - DR. ABDULLAH ŞENGÜL, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/karay-refik-halit
  • [9] Yardım, M. N. (2002).Refik Halit Karay (Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Eserlerinden Seçmeler).İstanbul: Hikmet Neşriyat.
  • [10]edu/REFİK_HALİT_KARAYIN_İSTANBULUN_İCYÜZÜ ROMANINDA_ YAPI.pdf
  • [11]edu/REFİK_HALİT_KARAYIN_İSTANBULUN_İCYÜZÜ ROMANINDA_ YAPI.pdf
  • [12] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ist: iletişim, 1990, s.69
  • [13] https://www.idefix.com/kitap/refik-halid-karay/urun
  • [14] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ist: iletişim, 1990, s.69
  •  

 

Yorum Yapmak için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Yorumlar