Çâh Çeh Nedir Çâh-ı Yusuf Şiirlerde Meşhur Kuyular
Osmanlıca yazılışı çāh – چاه
Çāh veya çeh sözcüğü Farsça kökenlidir. Türkçe’ye de bu dilden kuyu, çukur manasının karşılığı olarak girmiştir.
Şiir dünyamızda câh ve kuyu ile alakalı pek çok meşhur, rivayet, esatir ve hikâye vardır. Bunların en önemlileri Cah-ı Yusuf, Câh-ı Bijen, Câh-ı Nahşeb, Câh-ı Babil, câh-ı rasat, câh-ı zemzem, câh-ı zenehdân ( çene çukuru) [1] kuyularıdır. Çâh-ı nisyâna atılmak: Unutulmak. Çene Çâh-ı zîc: Rasat kuyusu, Çah-ken Fars. ken “kazan, kazıcı” ile) Kuyu kazıcı: Çâh-ı zenehdan (zeneh, çâh- zekan)
Midas’ın kuyusu efsanesi ile alakalı İslam edebiyatında anlatılan versiyonlar da bulunur.
Dede Korku, Salur Kazan’ ve Tutsak Oğlu Uruz Özeti adlı hikayede [2] Salur kazan bir kuyuya atılır ve üzerine bir değirmen taşı konulur. Rüstem-i Zal, Bijen’in kuyusuna düşürülür. Hz Muhammed, Hz Ali’ye sırlarını söylemiş ancak Hz Ali bu sırları taşıyamayarak gidip kör bir kuyuya anlatmak zorunda kalmış, bir çoban da bu kuyunun kenarındaki kamışlardan kaval yapmaya kalkışınca ney ortaya çıkmıştır. Danyal Peygamber, Hz Adem’in Babil’deki bir kuyuya sakladığı hikmetleri açığa çıkarmıştır. ( bkz Babil Babil Kuyusu Harut ve Marut )
Cah-ı Yusuf:
Yusuf’un kuyusu. Hz Yusuf’un kardeşlerinin Hz Yusuf’u içine attıkları kuyu ( Geniş bilgi için bkz : Süli Fakih Yusuf ile Zeliha Mesnevisi - Yusuf ve Züleyha ) İslami kaynaklar bu kuyunun Ürdün civarında olduğunu iddia eder. Rivayetlere gör bu kuyu içinde su ile yılan , zehirli örümcekler ve akreplerin de olduğu bir kuyudur. Ancak bu haşaratların hiç birisi Yusuf’a dokunmamıştır. Türk şiirinde Yusuf’un kuyusu ile ilgili binlerce beyit bulmak mümkündür. Ayrıca Hz Yusuf ile alakalı çok sayıda mesnevi de yazılmıştır.
Yûsuf dahi olsan düşürürler seni çâha
Ebnâ-yı zamânın işi ihvâna cefâdır... Haşimi, Şeyh’ülislam Yahya ( Yusuf-u Züleyha )
Câh-ı Bijen :
Bijen, Zaloğlu Rüstem ‘în kardeşi Giv’in oğludur.[1] ( BKZFirdevsi Şehname Konuları Önemi Etkiler -Firdevsî Kimdir Divan Şairlerinin Gözünde Firdevsi )Esatirlerin bazı varyantlarında ise Rüstem’in kız kardeşinin oğludur. Bir varyantta KralKeyhüsrev Kiros Siyavuş’un Oğlu 'nun buyruğu üzerine arkadaşı Hurgih'le beraber Afrasyap –Efrasiyab - la yapılan savaşa katılır. Hurgih tarafından kandırılarak Efrasiyab'ın çadırına götürülür. ( bkz Peşeng Nedir Peşeng Kağan ve Afrasyap ) Orada Efrasyap’ın kızı Münije’yi görerek âşık olur. Bunun üzerine Efrasiyab tarafından bir kuyuya atılan Bijen o kuyuda yedi yıl hapis kalır. ( bkz Şehnamede Zaloğlu Rüstem ile Afrasyap Savaşları )[3]
Giv ’in oğlu Bijen , Turan Hükümdarı Afrasyap ‘n kızı Münije’yi sevmiş bunu öğrenen Afrasyap, Gersiyuz’a bir kuyu kazmasını, Bijen’in vücudunu çivilemesini ve baş aşağı olarak onu bu kuyuya hapsetmesini istemiştir. Gersiyuz bu kuyuyu kazar. Elleri ayakları bağlı olan Bijen’i darağacının yanından alıp sürüye sürüye kuyunun başına getirirler.[4] ( Bkz Çâh-ı Bijen Nedir Şiirlerde Bijen ve Kuyusu) Bijen’in vücudunu zincirle bağladılar, beline de bir Rum bağı bağladılar. Demirciler gelip zincirlerin halkalarını birbirlerine tutturdular. Sonra da onu kuyuya baş aşağı sarkıttılar, Kuyunun ağzını da taşla kapadılar. [5] Ancak bu olayı duyan gelerek bir hafta sonra Bijen’i bulup bu kuyudan kurtarır. Fakat ileriki zamanlarda Bijen ‘de Zaloğlu Rüstemi yok etmek için demir kazıklarla dolu bir kuyuya düşürecektir.[6] (Şairler, kendisini kuyudan kurtaran Rüstem’e tuzak kurarak kuyuya düşürüp öldüren Bijen’e telmih ile sevgilinin çene çukurunu bu kuyuya benzetirler.
Mümkün olursa zenahdân-ı cehinden geç gönül
Nice Rüstemler düşüpdür işbu câh-ı Bijen’e Cem Sultan
Câh-ı Nahşeb :
Şaşı veya bir gözü kör olduğu niçin kör gözünü yeşil bir örtü (kına‘) veya altın bir peçe ile gizleyen adı İbn-i Mukanna veya Hâkim İbn-i Atâ ,Hişâm b. Hakîm ve Hâşim b. Hakîm olarak kaydedilen kassârlık yapıp sihirle uğraşan bir kişinin açtığı kuyu ve bu kuyudan gösterdiği Ay’dır. Eba Müslim Horasni öldükten sonra ulûhiyyet in kendisinde tezahür ettiğini iddia eden devrinin bir çok ilmine vakıf olan tek gözlü bu peçeli kişi Horasan, Kaşğar , Keş , Semerkant ve Taşkent civarlarında sihir, büyü hokkabazlık ve simya ilmi sayesinde halkı kendisine inandırmaya, Türk kabilelerini kendine bağlamayı başarıp Halife Mehdi’ye galip gelmişti.
Nahşeb şehri Mâverâünnehir bölgesinde Siyam dağı eteğinde bir şehirdir. Sözü edilen bu kuyunun ise Nahşeb şehrinin Keş adlı bir nahiyesinde olduğu iddia edilmiştir. Mâh-ı Çâh-ı Keş denilen efsanevi kuyuda Horasanlı Hakîm Atâ’nın, civa benzeri karışımlarla suni bir Ay meydana getirerek kuyudaki bu yapay Ay’ı semaya aksettirmiştir.[7] ( bkz Mâh- ı Nahşeb Nahşeb Şehrindeki Efsanevi Yapay Ay )
Fürug- ı ârızı aks eyleyip çâh –ı zenehdâna
Derûn –u çah-ı Nahşeb’de ne hoş mehtâb gösterir. Sünbülzade Vehbi
Yanağının parıltısı çene çukuruna aksedince Cah-ı Nahşeb Ay’ı gibi güzel bir mehtap doğuyor
Câh-ı Babil : Harut ve Marut ‘un Kuyusu
Hz İdris, zamanında Harut ve Marut, Allah tarafından imtihan için dünyaya gönderilir. Bu iki melek gündüz davalara bakmakta gece de göğe yükselmektedir. Harut ve Marut, Zühre ‘ye aşık olurlar ve içki içerek puta tapmaya başlarlar. Sonra da Zühre’nin telkini ile Zühre’nin kocasını öldürürler. Zühre’de onlardan İsm-i Azam duasını öğrenerek göğe yükselir. Harut ve Marut’da cezalandırılarak Babil Kuyusuna asılır ( bkz Harut ve Marut- Babil Babil Kuyusu Harut ve Marut-)
Cân Yûsufı düşdiyse zenahdânuna nola
Hârût ile Marûta dahı ol ara çehdür Kadı Burhaneddin
Çenene can Yusuf'u düştüyse buna şaşılır mı? Orası Hârût ile Mârût'a da kuyu olmuştur.
Cah-ı Zemzem : Mekke’de Hacer’ül esved’in karşısında 42 metre derinliğinde zemzem suyu çıkan kuyudur. İbrahim ile Hacer Mekke’nin bulunduğu yere gelirler ve Zemzem Kuyusunu bulurlar. Daha sonra Hz İbrahim de yanlarına gelir ve Kâbe’yi inşa eder. ( bkzHz. İsmail Kimdir Kıssaları Edebiyattaki Yeri )
Bâzi-i gerdûndan ehl-i câh da kurtulmadı
Mâtdan satranclarda şâh da kurtulmadı Tokatlı Kani
Hakkâ ki zîb ü zînet-i ikbâl ü câh idi
Şâh-ı Sikender-efser ü Dârâ-sipâh idi Baki
Çîn-i hat u çâh-ı zenahun hûb bilür dil
Bir boylamaduk lücce vü gird-âb mı kaldı Şeyhülislam Yahya
Çîn-i hat , sevgilinin yüzündeki ince tüyler, çâh-ı zekân ise çene çukuru anlamına da gelir. Lücce ise engin deniz, umman, okyanus anlamındadır.
Sanman taleb-i devlet ü câh itmege geldik
Biz ‘âleme bir yâr içün âh itmege geldik Yenişehirli Avni
KAYNAKÇA
[1]Yrdı. Doç, Hanife Koncu, “KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KUYU, ZİNDAN VE MAĞARANIN BAZI KULLANIMLARI “ https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/158065
[2] /post/salur-kazan-ve-tutsak-oglu-uruz-ozeti/113780
[3] /post/bijen-kimdir-divan-siirinde-bijen-ve-kuyusu/85155
[4] Yrdı. Doç, Hanife Koncu, “KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KUYU, ZİNDAN VE MAĞARANIN BAZI KULLANIMLARI “ https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/158065
[5] Firdevsi, Şehname , Çeviren Necati Lugal,C.IV, İstanbul 1990, s. 350
[6] /post/bijen-kimdir-divan-siirinde-bijen-ve-kuyusu/85155
[7] /post/mah-i-nahseb-nahseb-sehrindeki-efsanevi-yapay-ay/96295
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!